Kendi blogunu oluştur ;)

Kişisel gelişim , Bilgi ve Paylaşma Adına,Kişisel Gelişim,Bilgi ,Çocuklarda , Gelişim, Bilgi Bankası,

14 tane "kişisel gelişim" etiketli yazı bulundu (sayfa 1)"kişisel gelişim" tagli diger ogeler resimler , videolar

KENDİSİYLE SORUNU OLAN İLİŞKİSİNİ SUÇLAR

KENDİSİYLE SORUNU OLAN İLİŞKİSİNİ SUÇLAR:
 
 

Kendisiyle sorunu olan suçu ilişkisinde arar

her insanın özel ve tek olduğuna inanırım. Bununla beraber insanların kişisel özelliklerinin onların ilişkileri kurma ve sürdürme biçimlerinde bazı ortak noktalar oluşturduğunu gözlemliyorum
Bir insanın ruhundaki içsel çatışmaların neler olduğunu saptayarak, o kişinin muhtemelen ne tip ilişkiler içinde olabileceğini söylemenin pek de zor olmayacağını ifade edebilirim.
Deneyimlerim, bana insanların kendi iç çatışmalarını çözmek adına yaptıkları girişimler ve izledikleri yolların, ilişkilerinin biçimini de belirlediğini gösteriyor. İlişkilerimizi, başkalarını algılama şeklimize göre biçimlendiririz.
aşkalarını algılamamız ise iç çatışmalarımız tarafından belirlenir. Örneğin, kendi içinde sürekli haklı olma ihtiyacı taşıyan bir kimse, karşısındakileri hatalı ve her an yanılgıya düşecek insanlar olarak algılamaya başlayabilir. Benzer biçimde, kendi içinde sürekli bir zafer ihtiyacı ile yaşayan kişinin, çevresindekileri sürekli, yandaşları ve muhalifleri olarak keskin gruplara ayırarak algıladığına sıkça rastlarız.
Kendisiyle sorunu olan insan, aynı sorunu karşısındakinde görmeye eğilimlidir. Kendi içinde kendisini sevmeyen ve kendisine karşı kızgınlığı olan bir insanın, başkalarını suçlama eğilimi çok yüksektir. Kötüye giden bir şey olduğu an, kendilerini zaten sevmediklerinden, bu olumsuz gidişten o kadar rahatsız olurlar ki, tüm suçu diğerlerinin üzerine atarak kendilerini rahatlatmaya çalışırlar.
Aksi takdirde, yaşadıkları olumsuzluktaki kendi paylarını görmek demek, kendi içlerindeki problemle yüzleşmek anlamına gelir. Bunu hiç sevmezler. Diğerlerinden kusursuzluk beklerken, kendi kusurlarına bakmak hiç hoşlarına gitmez. Kendilerinin güvenme konusundaki eksiğini görmektense, başkalarını güvenilmez görmek daima onlara daha kolay gelir. İlişkisinde verdiği tepkilerde kendisini haklı görür.
Farkına varamadığı gerçek, aslında karşısındakinde olmayan ama onun dışsallaştırarak karşısındakine yansıttığı şeye tepki veriyor oluşudur. Kendiyle sorunu olan insanın, ilişkisinde karşısındakinden sürekli ve değişmez biçimde tek bir talebi vardır. Bu talep aklanma ihtiyacıdır.

Zaferlerin peşinde koşma dürtüsü
Kendi kendini sevmemesi ve bilinç dışı suçluluk duygularından dolayı, ilişki içinde aklanmaya ihtiyacı vardır. Bunun yöntemi de karşısındakinin kendisine, sürekli sevgi ve beğenisini şartsız ve dolaysız olarak vermesidir. Başkalarına ne kadar becerikli, zeki ve başarılı olduğunu kanıtlamaya çalışır. Başkalarından bunun onayını görmek ister.
Bu onayı alamadığı sürece, kendi içindeki kendisine yönelik sevgisizliği ve güvensizliği artacağı için ilişkide arıza çıkaracaktır. Kendine kendi kafasında biçtiği imajın, başkaları tarafından onaylanması, onu kendi öz nefretine karşı korur.
Kendisiyle sorunu olan insanlar için ilişkilerinin içindeki cinsellik de anlam değiştirmiştir. Kendi içlerindeki gerilimlerden kurtulma aracı olarak cinselliği kullanma eğilimleri vardır.
Kendilerine yönelik nefretlerini ve komplekslerini, cinsel aşağılama veya başkalarına acı çektirme yoluyla dışa vurabilecekleri gibi, tam tersine kendilerine ait öz aşağılama ve kendilerini sevmeme duygusunun boşalma aracı olarak kendilerine sert ve kötü davranılmasını seçiyor olabilirler.
Kendisiyle sorunu olan, kendisini sevmeyen insanlar; başkalarıyla yakınlık kurmanın yolu olarak sadece cinselliği ön plana çıkarırlar. Karşılarındaki ile ortak yönleri bulunup, bulunmadığı anlamaya çalışmak, tanımak, anlamak ve hoşlanmak gibi değerlerin yerini, cinsel zaferlerin peşinde koşma dürtüsü almıştır. Bir cinsel elde edişten diğerine koşulurken insan ilişkileri ile ilgili çok önemli bir açık ortaya çıkar. İki insanın birbirine fiziksel ve ruhsal olarak en yakın olması gereken noktada, kişi insan yakınlığının yerine cinselliği koymuş ve kendi yalnızlaşma sürecini başlatmıştır.
Yalnızlığını bastırmak ve hissetmemek adına, yeni cinsel zaferlerin ve ilişkilerin peşinde koşmak sadece içinde bulunduğu kısır döngüyü kuvvetlendirecektir. Hepinize, insan ilişkilerini yüzeyselleştirmeden paylaşabileceğiniz, niteliklerin niceliklere üstün geldiği mutlu bir hafta diliyorum.

60 SANİYEDE MORAL DEPOLAMA METODU

 
 
 
Sabahları paldır küldür yataktan fırlayıp kendimize bir merhaba bile demeden strese günaydın dememiz hiç kimsenin suçu değil. Yazar ve kişisel gelişim uzmanı Patricia Muradi "Ne kadar güçlü, kendimizden emin olursak olalım nihayetinde insanız!" diyor ve soruyor "Kendinizi motive etmek için 60 saniyeniz de mi yok?.
"Doğamız gereği de kabul görmeye, beğenilmeye, motive edilmeye ihtiyaç duyarız diyen Patricia Muradi "Büyük ya da küçük, kadın veya erkek hepimiz takdir görmek için yaşar, hatta bunun biz dünyayı terk ettikten sonra da devam etmesi için elimizden geleni yaparız. Bunun da ayıp bir yanı yok" görüşünde. Hayat koşulları çoğumuza ortak problemleri getiriyor.

PANİKTEN UZAK DURUN
Sabahları paldır küldür kendimizi yataktan dışarı zor atıp, öz bakımımızı yapıp sürüne sürüne giyindikten sonra bir acele işimize veya günlük koşuşturmalarımıza yetişmeye çalışırız. Hele büyük bir şehirde yaşıyorsak, zamanımızın önemli bir bölümünün yolda geçmesi riski olduğundan kimi zaman panik halde günü yakalamaya çalışıyoruz. Bu arada kendimizi unutuyor, makyaj yapmak ya da tıraş olmak gerekmiyorsa aynaya bile bakmaya gerek görmeyebiliyoruz.

BEYAZ ATLI TAKDİR PRENSİ
"Aceleniz var, kabul ediyorum zamanınız kısıtlı nihayetinde Mars''''ta ikamet etmediğimizden hemen hepimiz zaman ile yarışmanın ne kadar güç, aynı zamanda ne denli yorucu ve yıpratıcı olduğunun bilincindeyiz. Ama kendinizi motive etmek adına harcayacak 60 saniyeniz de mi yok?" diye soruyor Yazar Muradi ve ekliyor "İnsanız ve takdir edilmek isteriz.
Pekala, o gün etrafımızdaki herkes kendi işleriyle meşgulse ve bizi onaylayacak tek bir cümle duymak şansımız yoksa ne olacak? Gün boyunca ''''Beyaz atlı takdir prensi''''nin bir şekilde bize ulaşıp takdir etmesini mi bekleyeceğiz? Elbette bizim dışımızda kalan insanlardan takdir görmek muhteşem bir motivasyon kaynağıdır. Ancak dilerseniz gelin özellikle sabahları bu işi hiç kimselere bırakmadan kendimiz yaparak, güne güzel bir başlangıçla ''''Merhaba'''' diyelim"

KENDİNİZE GÜNAYDIN DEYİN
Patricia Muradi, her sabah gözümüzü açtığımızda kendimize günaydın dememizin önemine değiniyor ve "Kendimize ismimizle hitap ederek, örneğin, ''''Sevgili Ayşe, günaydın, bugün bol ışıklı ve güzel bir gün olsun senin için'''' dediğimizde zannederim buna kimsenin bir itirazı olmaz ve pek fazla da zamanımızı almaz. İnsanın kendi kendisine ismi ile seslenmesi başlarda belki biraz komik gelebilir ancak denendiğinde kendimizle iletişime geçtiğimiz ve kendimizi kabul ettiğimiz için mutlak bir fayda sağlayacaktır. Öte yandan kendimize değer verdiğimizde başkalarının ne kadar değerli olduğunu anlamamız daha kolay olacaktır" uyarısını yapıyor.

ŞIMARMAK HAKKINIZ
Merhaba faslından sonra yine kendimiz için önemli bir konu daha var sırada, kendimizi şımartmak. Acaba bugün canımız güne kahve ile mi başlamak ister, bir bardak bitki çayıyla mı, yoksa şöyle bir koca bardak süt veya çikolata mı? Genellikle süt veya bitki çayları daha sağlıklıdır, bu kesin; ancak karar size ait, konu da kendinizi şımartmak olduğundan tercihinizi siz yapacaksınız. İçeceğimizi de seçtikten sonra bu aşama da bitti. Söz yine Muradi''''nin "Satırları okuyan bazı arkadaşların şöyle dediğini duyar gibi oluyorum:
"Ne kahvesi ne sütü, ben dişlerimi fırçalayıp kendimi evden dışarı zor atıyorum!" Vakti kısıtlı olanlara önerim, evlerinde kağıt bardak bulundurmaları. Evden çıkarken yanınıza yarım bardak kahve alıp hem yürüyüp hem de yudumlayalım.�

KENDİNİZİ BEĞENİN
Muradi''''ye kulak verelim yine "Kendinizi bu ufak başarı ile güzel ve değerli bulduğunuzu sesli olarak ifade edin. Hoşunuza giden fiziki özelliğinizi seçerek kendinize bu konuyu vurgulayın. ''''Saçların çok parlak'''' veya ''''Bu yeni diş macunu dişlerini daha çok beyazlattı'''' gibi. Hiçbirimiz dünya güzeli veya kusursuz yakışıklı değiliz. Yola çıktığınızda, ağaçlara, çiçeklere bakmayı da ihmal etmeyin. Kendimize günaydın dememiz, bir içecek ikram edip tercih hakkı tanımamız veya ufak birkaç iltifat sözü söylememiz acaba 60 saniyeden fazla zamanımızı almış mıdır? Almamıştır diye düşünüyorum.�

AYNAYA BAKMA ZAMANI
Pamuk Prenses''''in üvey annesi kötü ruhlu cadı bile aynaya bakıp kendisine iltifatlar yağdırarak kendisini motive ediyordu unutmayın! Sadece kendinize bakın. Kendinize iyi olan ve beğendiğiniz bir yönünüz için iltifat edin. Bugünkü iltifat sebebiniz, çocuklarla iyi iletişim kurmanız veya bir önceki gün başardığınıza inandığınız güzel bir iş olabilir.

MUTLULUĞUN 5 SIRRI

 
 
 
Sizi gerçekten mutlu eden nedir? Her yıl üzerine eklenen yeni sorumluluklarınız ve mutlaka yapılması gereken işleriniz arttıkça bu soruyu düşünmeye bile fırsat bulamıyor olabilirsiniz. Unutmamanız gereken, küçük şeylerle mutlu olmak sadece ruh sağlığınızı değil, fiziksel sağlığınızı da etkiler. Mutlu olmaya özen gösterirseniz, onu daha kolay elde edersiniz. RealAge doktorlarına kulak verelim.Basit adımları takip ederek, hayatınızdaki coşku ve mutluluğu tekrar kazanabilir, böylelikle fiziksel sağlığınızı da korumuş olabilirsiniz.
Günlük Eğlencelerinizin Kıymetini Bilin: Eğer gün içerisinde yapılacakların bir listesini çıkarıyorsanız, sizi en çok eğlendirenleri de koymayı ihmal etmeyin. Yatağa uzanıp kitap okumayı, açık havada kahvaltı etmeyi, uzun bir yürüyüşe çıkmayı, oyun oynamayı, fotoğraf çekmeyi veya hiçbir şey yapmadan oturmayı seviyor musunuz? Aslında gün içerisinde bunlardan en az bir veya birkaçına ayırmak için vaktiniz var. Listenizi gözden geçirin, yapılması gerektiğini düşündüğünüz aslında kaç işi gerçekten yapmanız gerekiyor? Günlük aktivitelerinizi tekrar tartmalısınız. Belki aylardır yaptığınız bir şeyi artık yapmaya gerek yok, ancak alışkanlık yüzünden devam ediyor olabilirsiniz. Gereksiz aktiviteler çıkınca eminiz listeniz sizi daha mutlu edecektir.
Güçlü ve Bağımsız Olun: Hepimizin kötü günleri olur. Bitkin hissettiğimiz ve canımızın hiçbir şey yapmak istemediği günler�Ancak öyle günlerde, sorunun tam üzerine gitmek inanın çok faydalı olacaktır. 10 dakika boyunca egzersiz yapın. Bir kere hareket etmeye başlayınca kolay kolay bırakmak istemeyeceksiniz. Bir egzersiz planı yapın ve ona sadık olun. En neşeli günde de, en kötü hissettiğiniz günde de 10 dakikalık bir egzersizi es geçmeyin. Bağışıklık sisteminiz, egzersiz planınızın düzenine göre gelişecek, ve bu sizin ruh halinizi olumlu yapacaktır. Egzersiz yapmak, sizi mutlu eder.Egzersiz sonrası bir kağıda neler hissettiğinizi yazın. Egzersiz planınıza göre ilerleyen günlerde, egzersiz biter bitmez neler hissettiğinizi kısa cümlerle not almaya devam edin.
Stres Konusu: Hiçbir şeyin neşenizi almasını istemezsiniz. Fakat gün içerisinde bunu başarmak size ilk anda kolay gelmeyebilir. Gün içerisinde kısa nefes molaları verin. Evet çok basit; derin nefes alın! 3-4 tekrardan sonra kan akışınızına oksijen katmış olacak, daha sakin ve huzurlu hissedeceksiniz.Ek olarak eğer ki vakit bulabilirseniz, yoga veya masaj deneyin. Yapılan sayısız araştırma sonucunda görülüyor ki, sinirinizi hafifletir, stresi yok eder depresyon ve anksiyete duygularınızı minimuma indirir. 10 dakikalık bir yürüyüş ile, çok şekerli veya tuzlu bir atıştırmanın sizde yaratacağı rahatlama ve mutluluk hissi aynı olacaktır. Sizce hangisi daha sağlıklı?
Elinizdekileri Kullanın: Hepimizin kendimize göre çeşitli becerileri ve ilgi alanları vardır. Gönüllü olarak yapabileceğiniz bir şeyler bulmak için, yakınlardaki okul, klup veya organizasyonları araştırın. Yeteneklerinizi başkalarının iyiliği için kullanmak, mutluluğu iki taraflı getirecektir. Yapabileceklerinizi gözden geçirin, sizin belki de umursamadığınız becerileriniz başkalarının mumla aradıkları olabilir. İnanın sizdeki yetenekleri arayan birçok kişi var. Herkesin yardıma ihtiyacı vardır, neden yardım eden siz olmayasınız?
Etrafınızdakilere Saygı Duyun: Ailenizden veya arkadaşlarınızdan birkaçı ile sohbet etmek gerçekten kolay bulabileceğiniz bir aktivite olabilir. Sizi anlayan insanlarla konuşmak kolaydır. Bu kişi sevgiliniz de olabilir. Kendinizi açmanız ve vereceğiniz güven, günlük sıkıntılarınız ve endişelerinize yeni bir bakış açısıyla bakmanızı sağlayabilecek yorumlar getirebilir. Gülmek ve mutluluk arasındaki ilişki bilimseldir. Güldüğünüz zaman, kan basıncınız düşer ve mutluluk hormonu adı verilen endorfin hormonu artar. Son olarak, işyerinizdeki ilişkileri es geçmeyin. İş arkadaşlarınız sizi yakından tanıyor olabilirler. Birbirinize vereceğiniz destek, stresli zamanlarınız için çok değerli olabilir. Siz onları dinleyin, onlar da sizi dinlesin. İş arkadaşlarınızın sizin hakkında bildiklerini yadsımayın, sahi onları her gün görüyorsunuz öyle değil mi?
Mutlu hissetmek, duygusal hayatın olduğu kadar fiziksel hayatınızın da çok önemli bir parçasıdır. Zamanınıza ve bağımsızlığınıza değer verin, kendi gücünüz ve yeteneklerinizi kullanabileceğiniz alanları seçerseniz, bu sizin hem ruhunuzu hem de vücudunuzu kendine getirecektir.

YETENEK NASIL GELİŞTİRİLİR

 
 
 
Yeteneği geliştirmek
Ben iş dünyasında yönetimlerin ve yöneticilerin, çalışanların yetenekleri ve güçlü yanlarına odaklanmaları gerektiği üzerine yazdıkça, annelerden çocukları ile ilgili ne yapmaları gerektiğine dair mektuplar alırım. "Sen şimdi iş dünyasını filan bırak, çocuğumla ne yapacağım, onu söyle" der gibilerdir her seferinde. Herkesin birbirinin eteğinden çekiştirdiği bir dünyada bunun bir hayal olduğunu filan mı düşünüyorlar bilmiyorum.

Neyse biz gelelim çocuklara, annelere ve de bir kısım babalara. Temelde şu sorular sorulur:

1. Yetenek doğuştan mıdır?
2. Olmayan bir yetenek geliştirilebilir mi?
3. Sahip olduğumuz bir yeteneği ne zamana kadar geliştirebiliriz?
4. Geliştirmek için ne yapabiliriz? Bu soruların tam hakkını vermek burada olanaksız. Bir özet yapıp, "çocuğumuzun sahip olduğu yeteneği geliştirmek için ne yapabiliriz" sorusuna en yetkin cevabı veren kaynaklara yönelebiliriz.
1. Evet yeteneklerin genetik mirasla yakın ilişkisi olduğuna dair çok güçlü deliller var. Özellikle ikizlerle yapılan araştırmalar bunu gösteriyor.
2. Olmayan bir yeteneği geliştirmek için uğraş vermek, zamanı pek de verimli kullanmıyoruz anlamını taşır. Hepimiz uğraşırsak piyanoda birkaç parça çalmayı öğrenebiliriz. Ama Royal Philarmony’de konser piyanisti olarak çalacaksak, bu yetenek ister.

3. Bildiğimiz şunlar: Her yeni bir şey öğrendiğimizde beyin hücrelerinde yeni bağlar oluşur. Çocukların beyninde bu bağların sayısı yetişkinlerden çok daha fazladır. Çocuk sahip olduğu yeteneklerle ilgili deneyim fırsatı bulduğunda yani egzersiz yaptığında bu bağlar güçlenir ve adeta beyinde birer "anayol" oluştururlar. Bunlar çocuğun geliştirdiği yetenekleridir. Çocuğun kullanmadığı, egzersiz yapmadığı yeteneklerle ilgili bağlantılar zamanla budanır.

Aynı, bir ağacın güçlü dallar oluşturmasını sağlamak için bir kısım dallarını budamamız gibi. Yeteneğin gelişmesi; başka potansiyel yeteneklerin yok edilmesiyle sağlanır. Çocuğun hangi yeteneklerle doğduğunu bilmek çoğu zaman imkansızdır. Bu nedenle daha bebekken çocuğun değişik uyarıcılara maruz kalması ve bunun gelişim dönemlerinde sürdürülmesi önerilir. Çocuğun yetenekleri belirgin hale gelmeye başladıkça, yeteneklerini geliştirmek için kullandığımız araçları da ona göre seçmeye başlayabiliriz. Çocuğumuz 15 yaşına geldiğinde artık yeni bir yetenek geliştirmesi, ne kadar uğraşırsa uğraşsın artık mümkün değildir.

Daha doğrusu son araştırmalar böyle diyor. Eskiden bunu hangi araçları kullanarak yapacağımızı bilemezdik. Ama artık çok iyi eğitim almış, deneyimli "Gelişim Psikologlarımız" var. Türkçe’ye her gün çevrilen kitaplar var. Zihinsel gelişimi hedefleyerek tasarlanmış, her yaş için, hatta yetişkinler için bile oyuncaklar var. Çocuğumuzu Budamak Eğitim sistemi, ne yazık ki çocuğun yeteneklerini budamak için tasarlanmıştır. Çocuğun sahip olduğu yeteneği keşfedip ona odaklanmak yerine, olmayan yeteneği geliştirmeğe çalışır. Yalnızca geliştirmeğe çalışsa neyse, üst düzeyde performans hedeflenir.

Bir-iki dersten zayıf giden öğrencinin yaşamı karartılır. Bir çocuğun sayabileceğimiz tüm yeteneklerin, becerilerin ve ilgi alanlarının tamamına sahip olmasını ve üstün performans göstermesini beklemek; çocuğun ruhuna da, beynine de, zihnine de, tabiatına da aykırıdır. Bu şekliyle okul sistemi olgunlaşarak değil budanarak çıkılan bir çilehanedir. Çocuklarımızı okulların verdiği "zararlardan" korumak için elimizden geleni yapalım.

Dilimin sivriliği konunun öneminden kaynaklanmaktadır. İyi haber şu: Son 10-15 yılda eğitim sisteminin üzerine oturduğu varsayımları sorgulama ve bu doğrultuda yeni uygulamalar hızla sistemin içine sızıyor. Bu eğilimin işaretlerini ülkemizde de sevinerek gözlemliyoruz. Haftaya, çocuğumuzun öne çıkan, belirgin yetenekleri varsa nasıl bir tavır alacağız?

İNSAN BEYNİ NASIL KARAR VERİYOR

 
 
 
Beyin seçim yaparken anlık keyif ile uzun vadeli mantıklı karar arasında gidip geliyor. Mantıklı kararı seçebilmek için anlık zevkin bastırılması gerekiyor.
Bilim insanları, beyinde kişi seçim yaparken devreye giren yeni bölümler keşfetti. Deneyde kişiler iki seçenek arasında seçim yapıyor, bunlardan biri mevcut durumda yararı bilinen bir seçenek, diğeri ise yeni henüz bilinmeyen ve potansiyeli olan bir seçenek. Araştırmaya göre, beyin uzun vadeli seçeneği seçebilmesi için kısa vadeli hazır yarardan vazgeçmesi gerekiyor.

Araştırmada deneklere kumar makinelerinde şans oyunları oynatıldı. Makinelerin ödül şemaları, her bir seferde değişecek şekilde ayarlandı. Oyun sonunda 14 deneğin 11"i arada sırada farklı makineyi deneyerek, acaba diğerinin daha iyi kazandırıp kazandırmayacağa baktıklarını ifade etti. Denekler, mevcut makinede iyi kazandığını düşündüğünde eldeki makineyi değiştirmiyor, bir başka makineye ancak mevcut makinede az kazandığını düşündüğünde geçiyor.

Denekler mevcut bir makinede şansını denerken, beyinde alnın hemen arkasındaki mantık işlerini gören bölge aktif hale geliyor. Daha yüksek kazancın peşinden giderken ise, beynin daha derinindeki keyif ve mükafat merkezleri aktif hale geliyor.

BİRAZ BEKLERSEN MÜKAFAT ARTAR

Araştırmayı yürüten University College London profesörü Nathaniel Daw, yeni bir seçim yaparken kişinin risklerine karşı getirilerini tarttığını ve bunun mantık merkezi ile mükafat merkezi arasında bir çatışma yarattığını belirtiyor. Dr. Daw"a göre seçim sırasında beyin kendine şu soruyu soruyor; �Şimdi az bir ödülle yetinmek yerine bekleyip, daha yüksek bir ödül almak daha mı iyi?�

Örneğin, şimdi tek bir kurabiye yemek anlık zevki artırıyor, ancak biraz bekleyip iki kurabiye yemek daha mantıklı. �Dolayısıyla� diyor Dr. Daw, �Beyin, tatlı bir opsiyondan feragat edip, gelecekte daha iyisini kazanma alternatifini seçebiliyor, ancak bunun için anlık keyif içgüdüsünü bastırması gerekiyor.�

GENÇLER MESLEKLERİNİ NASIL SEÇİYOR

 
 
 
Gerçeklere rağmen iyimser gençlik
Ülkemizin gençleri kendi geleceklerini kendileri belirleyemiyor. Öğrencinin hangi liseye gideceği ailesi ve sınav puanı tarafından belirleniyor.
Elimde ilginç bir araştırmanın sonuçları var. Lise ve üniversite öğrencileriyle yapılan bu araştırmanın mesajını doğru okumanızı öneririm. Çünkü önümüzdeki 10 yıl bu gençlere emanet. En önemlisi ise bu resme bakarak eksiklikleri görmek, yeni nesli buna göre yetiştirmek. Genç kesimin profilinin çıkarıldığını araştırmayı Renkli Ufuklar Projesi’ni hayata geçiren Visa Europe ile üye 23 Türk bankası yaptı. Amaç, çocukların gelecek seçeneklerini çoğaltmak, onları gelecek yolculuğunda güçlü kılmak ve Renkli Ufuklar Projesi’nin ileriye dönük etkilerini ölçmek.
"Renkli Ufuklar" Projesi, TEGV (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı) ve TOG (Toplum Gönüllüleri Vakfı) aracılığı ile ilköğretim çağındaki çocukların temel eğitimine katkıda bulunuyor, hayatın sunduğu fırsatları değerlendirebilmeleri için yeni olanaklar sağlıyor.
Araştırma yüz yüze anket tekniği kullanılarak 15-20 yaş arası toplam 800 öğrenciyle gerçekleştirilmiş. Bu öğrencilerin 500’ü lise, 300’ü üniversite öğrencisi. 7 bölgede 11 şehir (İstanbul, Bursa, İzmir, Adana, Antalya, Samsun, Zonguldak, Ankara, Konya, Erzurum, Diyarbakır) gezilmiş.
Öğrencilerin öğrenme, düşünme, karar alma, kendini tanıma ve geleceğini planlama alanlarındaki tutum ve becerilerini daha iyi anlamayı hedefleyen araştırmada her anne babanın merak ettiği sorulara yanıt aranmış:
Sonuçlara göre lise öğrencileri meslek ve lise seçiminde anne-babalarının etkili olduğunu söylerken üniversiteliler bu kararı kendilerinin verdiğini söylüyor. Bir karar alırken üniversite öğrencileri lise öğrencilerinden çok daha fazla oranda şartlar tarafından sürüklendiğini ve çok daha az oranda bağımsız hissettiğini belirtiyor. Galiba yaş büyüdükçe hayatın gerçekleri daha kolay kabul ediliyor.

Anne-babalar etkili
Ülkemizin gençleri kendi geleceklerini kendilerini belirleyemiyor. Öğrencinin hangi liseye gideceği ailesi ve sınav puanı tarafından belirleniyor. Lisesiler meslek seçimi, dışarıda gidilecek yer konusunda anne babanın kararına uyarken, üniversiteliler üniversite, meslek ve gidilecek yer konusunda kendileri karar veriyor.
Gelecekte yapılmak istenen meslekte aileler hálá çok etkili. İlk sıralara baktığımızda, öğretmenlik, mühendislik gibi iş güvencesi sağlayacağına inanılan ve çevrelerinde saygı gören mesleklerin tercih edildiği görülüyor. Meslek seçiminde fiziksel ihtiyaçlar ön planda.
Kariyer olanakları hakkında çalışma yapmış liseli ve üniversiteli gençler mesleğin getireceği gelire daha az önem veriyor. "Yetenek ve becerilere uygunluk" meslek seçimi kriterleri arasında "gelir"den çok daha düşük oranda. Sabit gelir kaygısı nedeniyle yetenekli çocukları kaybediyoruz.
İş seçerken önem verilen kriterlerin başında kariyerinde yükselmek geliyor. "Kariyerinde yükselmek" hem liseli hem üniversiteli gençler arasında en önemli hedef.
Emek-ücret bilinci ise korkulacak düzeyde değil. "Aylık ücret çalışan insanın bir kuruma yaptığı katkının karşılığıdır; miktarını bu ilişki belirler" ifadesine rehberlik hizmeti almış liseli ve üniversiteli gençlerin neredeyse yarısı katılıyor.

Büyüdükçe inanç azalıyor
Üniversiteye geçişle anlatılanların doğruluğuna inanç azalıyor. Bir konuyu araştırma isteği üniversitede artış göstermiyor. Üniversiteliler sorulara kesin cevap verilmemesinden liseliler kadar rahatsız. Gençler çelişkiye düştüklerinde çevrelerindeki otorite kaynaklarına öncelikli olarak sığınıyor. Bu eğilim lise öğrencilerinde daha yaygın. Liseliler anne-baba ve öğretmeni başvuru kaynağı olarak görüyor. Gençlerin Internet kullanımı Google’da buldukları ilk sitelere girmekten ibaret.
Bu araştırmanın belki de en önemli sonucu gençlerin gelecekle ilgili düşüncelerinin yer aldığı bölüm. Liselilerin yüzde 78’i "Gelecekten ümitliyim" derken yüzde 19’u kararsız, yüzde 3’ü ise kötümser. İyimserlik oranı üniversitelilerde yüzde 83’e çıkıyor. Diğer sorulara bakınca bu sonuç çelişkili gibi. Ama hayata bakınca o da çelişkili değil mi?
Ülkede yaşananlara rağmen bu gençler kendi geleceklerinden bu kadar ümitliyse bizim onlar için yapmamız gereken çok şey var. Kısacası, hayatımızda ümitsizliğe yer yok!
Düzeltme ve özür: Geçen hafta "Saç kesimi ve boya bedava" bölümünde Tony&Guy Akademi’nin telefonunu yanlış yazmışım. Doğrusu (0212) 244 02 8089 olacak. Düzeltir, özür dilerim.
Hangi sorulara yanıt arandı
Gençlerin karar alırken etkilendikleri odaklar hangileri?
Lise ve üniversite seçimleri nasıl gerçekleşiyor?
Gelecekte yapmayı arzuladıkları meslekler hangileri?
Meslek seçerken hangi kriterler kullanılıyor?
Bilgi edinmek için kullandıkları kaynaklar hangileri?
Çelişen bilgiler karşısında tutumlar ve izledikleri yol ne?
Interneti hangi düzeyde ve nasıl kullanıyorlar?
Akıl yürütme becerileri ne düzeyde?

ÇOK ÇALIŞMAK BAŞARI GETİRMEZ

 
 
 
Uykusu gelen tv seyretsin

20 dakika çalışın, 15 dakika dinlenin Gençler; ergenlik dönemine girerken OKS, ergenliğin ortalarında ise ÖSS ile karşılaşıyor. Bu sınavların yarattığı stres, gençleri derinden etkiliyor. Pskiyatrist Dr. Sabri Yurdakul, ergenlik dönemindeki gençlerin sınav stresini yenmek ve başarılarını artırmak için yapmaları gerekenleri anlattı. Ayrıca, ders çalışma stratejisine yönelik sorularımızı yanıtladı:

* Başarılı olmak için nasıl çalışmak gerekir?
Başarılı olmak için en iyi çalışma yöntemi; sık sık ama kısa kısa çalışmaktır. Sıkıldığınız zaman ara vermek ve kafanızı dinleyince derse geri dönmek en iyi ders çalışma yöntemidir. Çalışırken kısa notlar alın. Zaman zaman bu notları gözden geçirin. Dikkatiniz dağıldığı an, masa başından hemen kalkın.

BEYNİNİZİ DİNLENDİRİN
* Çok çalışmak, başarılı olmak için yeterli midir?
Çok çalışmak yetmez, bilinçli çalışmanız gerekir. Çok çalışan bir öğrenci, bilinçli çalışmadığında boşu boşuna enerji harcamış olur. Daha kısa sürede, daha başarılı olmak için bazı önlemler alın. Masanızda çok az eşya olsun ki dikkatiniz dağılmasın. Bir çalışma programı hazırlayın. Sıkılınca derse ara verin. Ancak unutmayın ki; verdiğiniz ara çalışma süresinden daha uzun ara olursa, yeniden çalışmaya başlamakta zorlanırsınız.
* Çok çalışmak, iyi çalışmak anlamına mı gelir?
Çok çalışmak iyi çalışmak değildir. Önemli olan kafanızı vererek ve anlayarak ders çalışmaktır. Anlamadığınız sürece, dersin başında oturmanın hiçbir anlamı yoktur. Ara vermek ve kafanızdaki düşünceleri dağıttıktan sonra yine dersin başına oturmak çalışma verimini arttırır. Kafa dolgunluğunun atılabilmesi ve sağlam kafayla ders çalışabilmek için, çalışılan süreyi iyi ayarlamak gerekir. İyi ders çalışabildiğiniz zamanlarda yani aklınız dağılmadan dersin başında oturabildiğinizde, bu süreyi çok iyi kullanın. Okuduklarınızı anlamadığınızda ise, "Çok çalışacağım" diyerek dersin başında çok fazla oturmayın.
* Çalışma isteğini yitirenler, nasıl motive olabilir?
Ders çalışmaya motive olmanın yolu; sınavı kazanma düşüncesini devamlı tekrarlamaktan geçer. Sınavı kazanacağına inanmayan bir gencin ders çalışması mümkün olmaz. Çalışma isteğini kaybettiren en önemli durum; aşırı yorgunluk ve moral bozukluğudur. Sürekli ders çalışan ve hiç ara vermeyen gençler, bir süre sonra yorulur ve çalışma konusundaki isteklerini kaybederler. Beyniniz aşırı yorulduğunda; beyninizi dinlendirmek için sinemaya gidin, sevdiğiniz arkadaşlarınızla beraber vakit geçirin, spor yapın ve en az bir saat yürüyün. Başlangıçta zaman kaybı gibi görülen bu durum, aslında gençlerin zihinsel yorgunluklarını atmalarına yardımcı olur.
* Bir genç, çalıştığı konuları sınav sırasında unutabilir mi?
Unutmaya engel olmak için yapılması gereken ilk şey; çalıştıklarınızı ezberlemekten kaçınmanızdır. Anlayarak çalışan bir gencin, öğrendiklerini unutması zor, anlamadan ezberlemeye çalışan birinin öğrendiklerini unutması ise kolaydır. Unutmayı engellemek için çalışılanları sık sık tekrarlamak gerekir. Gençlerin en çok korktukları konu ise sınavda, çalıştıkları süreç boyunca öğrendikleri her şeyi unutmaktır. Aslında edinilen bilgiler sınavda unutulmaz. Sadece genç, aşırı kaygı nedeniyle, öğrendiklerini hatırlamakta güçlük çekebilir. Bu kaygı atıldığında, çalışılan bilgileri hatırlamamak için hiçbir neden yoktur.

HEYECANI NEFESLE YENİN
* Fazla heyecanlı olmak, başarıyı etkiler mi?
Heyecan başarıyı olumsuz etkilemektedir. Heyecanı yenmek için yapılması gereken en basit davranış; nefes egzersizi yapmaktır. Nefes egzersizi için önce burundan derin bir nefes alın. İçinizden 8’’’’e kadar sayarak aldığınız nefesi, yine yavaş yavaş 8’’’’e kadar sayarak geri verin. Bu egzersizi sakın hızlı bir şekilde yapmayın. Aksi taktirde, baş dönmesine yol açabilir. Heyecanlandığınız zamanlarda bilinçli bir şekilde bu egzersizi yapmanızda, hiçbir bir sakınca yoktur. Heyecanın dikkati dağıttığı ve verimli çalışmayı engellediği göz önüne alınmalı ve bu duygudan kurtulmak için gerekenler yapılmalıdır. Heyecanını atamayan gençler ders çalışırken zorlandıkları gibi, sınavda da heyecan nedeniyle bildiklerini unutmakta, cevap şıklarını karıştırmakta ve sonuçta başarılı olabilecekleri bir sınavı başarısızlıkla tamamlamaktadır. Egzersiz ile heyecanını yenemeyen gençlerin, mutlaka bir psikolog ya da psikiyatristten yardımı almaları gerekir.

KARİYERİNİZİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN 10 STRATEJİ

 
 
 
1. İşe kendinizle başlayın.
Kendinize ve hayatınıza objektif olarak bakın. Kariyerinizde ilerlemek istediğiniz yola doğru ilerliyor musunuz? Hayatınız yolunda gidiyor mu? Kişisel ve kariyerinizle ilgili gelişiminize devam ediyor musunuz? Sevdiğiniz işi mi yapıyorsunuz?
2. Özkaynağınızı iş ortamında değerlendirin.
Güçlü olduğunuz yanlar ve değerleriniz neler? İş yetenekleriniz, uzmanlık alanınız, ilişkileriniz, çevreniz, imajınız ve başarılarınızı gözden geçirin.
3. Kariyeriniz ve yaşamınıza dair bir plan yapın.
Hayattan beklentileriniz konusunda yeterince kesin ve açık mısınız? Uzun vadede hayalleriniz neler? Hayat içindeki değerleriniz neler? Önümüzdeki 5-10 yıl süresi içinde neler yapmak istiyorsunuz? Tüme dayalı bir yaklaşım geliştirin, yaşam/kariyer, finans, sağlık, ruhsal gelişim, boş zamanları değerlendirme, ilişkiler, ev hayatı, kişisel ve profesyonel gelişim konularını gözden geçirin. Ne istediğiniz ve neye değer verdiğiniz konusunda açık olursanız daha akıllıca adımlar atabilirsiniz.
4. Başarılarınızı takip edin.
Bilginizi ve becerilerinizi geliştirecek yeni fırsatlara açık olun. Tüm başarılarınızı, performansınızdaki yükselişi, katıldığınız çalışmaları, sunumlarınızın kaydını tutup takip edin.
5. Her şeyin düzenli gitmesi için çalışın.
Duygusal ve fiziksel tüm alanlarda tam bir temizliğe girişin. Geçmişte öğrendiğiniz hatalardan ders alarak bugünü yaşayın. İhtiyacınız olmayan ya da sevmediğiniz şeyleri hayatınızdan çıkarın. Hayatınız her alanında mümkün olduğunda her şeyi sadeleştirin.
6. Saygı duyduğunuz ve hayranı olduğunuz insanların hayatlarını kendinize örnek alabilirsiniz.
Özel yaşamında ve kariyerinde başarılı insanlardan öğrenecek çok şeyiniz olabilir. Bağlantı kurabileceğiniz örnek alınacak kimseler ya da mentor bulun.
7. Yeni seçeneklere ve fırsatlara açık olun.
Yeni olasılıklara her zaman açık olun. Yeni bilgi, kaynak ve deneyimlerden yararlanın.
8. Üretici olun, harekete geçin.
Kariyeriniz ve hayatınızla ilgili ne yapmak istediğiniz konusunda eminseniz, harekete geçebilirsiniz. Tüm seçeneklerinizi gözden geçirin, çevre edinin, yeni insanlarla tanışın, yeni kaynaklar araştırın.
9. Bilinçli bir şekilde çevre yapın.
Mevcut tanıdıklarınızla irtibata geçin ve yeni insanlarla tanışarak çevrenizi genişletin. İlgi alanlarınıza ve kendinizi geliştirmek istediğiniz alanlara odaklanın ve bu alanlardaki insanlara ulaşmak için yollar deneyin.
10. Sezgilerinize güvenin.
Sezgilerinize ve içinizden gelen ses kulak verin. Kendinize güvenin ve inanın. Ne yapmanız gerektiğini size söyleyecektir.

POZİTİF VE NEGATİF ENERJİ HAYATIMIZDA NASIL ÇALIŞIR

 
 
 
Negatif ve pozitif enerjinin dengelenmesi

Namaste. Bu haftaki yazımda negatif ve pozitif enerjinin ne anlama geldiğine değinmek istiyorum. Negatif ve pozitif duygu ve düşünceler neler? Negatif ne demek? Pozitif ne demek? Negatif duygular tahmin ettiğiniz gibi nefret, öfke, korku, kıskançlık, üzüntü gibi çoğunlukla istemediğimiz, beğenmediğimiz hatta hissetmekten çoğu zaman kaçtığımız duygular değil.

Neşe ve hatta sevgi bile negatif olabilir. Çünkü negatif duygu ve düşünceler hareketsiz yani bloke olmuş olanlardır. İngilizce''de duyguların ''emotion'' ve ''feeling'' olarak iki ayrı kelime ile ifade ediliyor olmasının sebebi de bu. Emotion, pozitif yani anlık yaşadığımız, üzerinde fazla vakit sarf etmeden akıp giden, hareketli yani pozitif duygular.

Bu hareketli duygular, yani ''emotion''larımız bizi canlı, pırıl pırıl yapan, genç tutan enerjiler. Üç yaşında bir çocuğun gözlerindeki ışıltı, saçlarının ve teninin canlılığı, bitmeyen enerjisi pozitif enerjiler sayesinde oluşuyor. Oysa 70''li yaşlardaki insanların genelinin enerjisi oldukça düşüktür, gözleri donuk bakar, cildi cansız, bedeni güçsüzdür.

Yaşımız ilerledikçe enerjimizin düşmesine, ışıltımızı, canlılığımızı kaybetmemize sebep olan şey bedenimize ve tüm enerjetik bedenlerimizde yer alan negatif, yani bloke olmuş hareketsiz enerjilerdir. Peki bu enerjiler nasıl oluşur? Neden bedenimizde bu enerjilerden bu kadar çok var? Her tür duygu ve düşünce hareketli olmadığı, anlık şekilde akmadığı zaman, yani durdurmaya çalıştığımızda ''negatif''e dönüşüyor.

Herhangi bir duyguyu örnek alalım. Örneğin korku. Korkunun kendisi bu duyguyu yaşıyor olduğumuz anda pozitif bir enerji. Ancak bizler korkudan korkuyoruz. Bu nedenle bu duyguyu yaşamaktan kaçıyor ve korktuğumuzu hissettiğimiz her an onu durdurmaya çalışıyoruz. Durdurduğumuz ve yaşamamız gereken zamanda yaşamadığımız tüm duygular ise negatife dönüşüyor. Sevmediğimiz ve bu şekilde bastırdığımız en favori duygularımız nefret, korku, kıskançlık, öfke...

Oysa bizler, sevgi dahil olmak üzere neşe, sevinç, mutluluk gibi duygularımızı bile bastırabiliyoruz. Öfkeler, korkular en sevmediğimiz, en beğenmediğimiz duygularımız arasında oldukları için negatif duygu dendiğinde aklımıza ilk gelen duygular bunlar oluyor tabii ki. Ve bastırdığımız duygular bir süre sonra öyle bir hal alıyor ki birbirimizi öldürebilecek yoğunlukta nefret dolu hislere sahip olabiliyoruz. Negatif düşünceler ise zihnimizden atamadığımız, durmadan düşündüğümüz düşünce alışkanlıklarımız.

Hareketsiz ve sıkışmış enerjilerden kurtulmanın tek yolu ise enerji çalışmaları yapmak.. Nefes terapisi, aktif meditasyonlar ve kundalini yoga bunun en iyi yolu.. Bu çalışmaları denemek isterseniz Etiler''de benim de özel seans verdiğim OWO kişisel gelişim ve meditasyon merkezine gelebilirsiniz. Burada bedendeki negatif enerjileri entegre ederek hareketlenmesini ve pozitife dönüşmesini sağlayan birçok çalışma yapılmakta.

OLUMLU DÜŞÜNÜN, ÇEKİM YASASI SİZE ÇALIŞSIN

OLUMLU DÜŞÜNÜN, ÇEKİM YASASI SİZE ÇALIŞSIN!
 
 

Hayatınızda başınıza gelen ve gelecek her şeyin sebebinin kendiniz olduğunu söylesem beni "tuhaf" ilan eder misiniz?

Ben, bu riski göze alıyor ve sizi Çekim Yasası ile tanışmaya çağırıyorum. Ve Nil Gün�ü böyle şahane bir kitap yazdığı için tebrik ediyorum.

İçimize dönüp hayatın manevi tarafıyla ilgilenmeye başladıkça, bu konulardan konuşanlar arasında sıkça duyduğumuz bazı kelimeler ve kelime grupları olduğunu fark ederiz: Enerji, negatif ve pozitif enerji, olumlu düşünce, iyiliği çağırmak gibi...

Bu düşünce kalıplarından biri de "hayatta nasıl düşünürsen onu hayatına çekeceğin" ya da "istemesini bil, olsun" şeklinde özetleyebileceğim evren yasasıdır. "Sağlık, haz, para, kariyer, sevgi, huzur, mutluluk, doyumlu ilişki..."

Bu sözleri, "iste-olsun" prensibini formüle eden, nasıl işlediğini anlatan pek çok kişisel gelişim kitabının yazarı Nil Gün imzalı "Hayatın Büyük Sırrı: Çekim Yasası" adlı kitaptan aldım. Çünkü hayatınızda başınıza gelen "küçük sürprizler" ya da "tesadüfler"in artmasını istiyorum!

Her şey enerjidir

Tam bir kişiyi düşünürken o kişiden telefon aldığınız oldu mu?

Doğru zamanda doğru yerde oldunuz mu?

Hayatınızda tesadüflerin yeri çok mu?

Tekrar tekrar aynı hataları yapıyor musunuz?

Çekim Yasası istenileni de istenmeyeni de hayatımıza çeker. Bunu bilmeseniz bile şu kavramları bilirsiniz: Şans/şanssızlık, kader, tesadüf, karma, denk düşmek, yürekten istedim oldu, her şeyin rast gitmesi...

Bu kitap, bu kavramların ne anlama geldiğini ve Çekim Yasası�nı bilinçli olarak nasıl kullanacağınızı gösteriyor.

Çekim Yasası, enerji yasasıdır. Ve biz enerji kelimesini hayatımızda sık sık kullanırız; "Bu kişinin enerjisi iyi. Enerjimiz uydu"...

Kendimizi mutlu, heyecanlı, başarılı hissettiğimizde etrafa pozitif enerji yayarız. Oysa kendimizi üzgün, kızgın, yalnız, incinmiş hissettiğimizde etrafımıza da negatif enerji yayarız. Gözlerimizdeki ışık söner. Bu ruh hali uzun sürerse hayatımızda her şeyin ters gitmesinden yakınırız.

Hayatınızı değiştirmek elinizde

Nil Gün, kitabında önemli bir gerçeği vurguluyor: Dünyada henüz çok az sayıda insan, Çekim Yasası�nın gücüne uyanmış ve bu gücü bilinçli kullanmayı seçiyor. Bu insanlar kendi realitelerinde bir nevi cenneti yaratırken, biz onlara şaşkınlıkla bakıyoruz. Onlara "şanslı" diyoruz.

Spiritüel öğretilere burun kıvırıyor çoğumuz. Gerçek spiritüellik, evrenin yasalarını bilerek onlara uygun yaşamak ve hayatın realitesinin yaratıcısının kendin olduğunun idrakına varmaktır.

"Artık uyananların sayısı artıyor" diyor Nil Gün. Hayatı gerçek anlamda doyumlu yaşayan, istediği her şeyi kolaylıkla elde ediyor görünen çok az sayıda "şanslı" insanla, "sorumluluklarını" yerine getirmek adına nefret ettikleri işte çalışan, istemedikleri hayatı yaşayan ve bir gün mutlu olmayı umut eden çoğunluk arasındaki fark nedir?

Fark, bu insanların amaçlarını ve ne istediklerini, neden amaçlarını gerçekleştirmek zorunda olduklarını bilmesinde ve hayallerini gerçek kılana kadar durmak bilmemelerinde yatıyor. Onların "sorumluluk" tanımı çoğunluktan farklı. Onlar özsorumluluğu ve şimdi de yaşamayı biliyor...

Çekim Yasası düşüncenin yaratıcı gücünün kullanımıyla ilgili. Bu yasa, dikkatinizi neye yöneltirseniz, onu kendinize çekeceğinizi ifade ediyor. Bilincimizde ve bilinçaltımızda ne tür düşünceler ve inançlar varsa bu inançlara uygun deneyimleri hayatımıza çekiyoruz.

Unutmayın...

Düşüncelerimizden sorumluyuz

Her şikayet evrene verilmiş bir emirdir

İnançlar bağlandığımız düşüncelerdir

Dünkü düşüncelerimizle bugünümüzü inşa ettik

Bilinçli afirmasyon (doğrulama) düşünce eğitimidir

Nil Gün, çok doğru bir tespitte de bulunuyor: "Zihin Bilimi, okullarda bize öğretilmiyor. Yaşam Okulu eğitimlerimizde verdiğimiz eğitim, Zihin Bilimi eğitiminin ta kendisi. Bu eğitimin, yarının toplumunda tüm okulların müfredatında yer alacağına inanıyorum. Okullarda meslek eğitiminin yanı sıra Yaşam Sanatı öğretilirse meslekler de hayat da daha doyumlu hale gelir."

Peki Çekim Yasası�nı nasıl kullanacağız? "Çekim Yasası, üç temel yasanın bileşimidir" diyor Nil Gün:

Etki-Tepki yasası (karşılıklılık yasası)

Şükran yasası

Sevgi yasası

Bunları ve açılımlarını tek tek açıklamak pek mümkün değil. Çünkü hepsinin açıklaması etraflıca kitapta yer alıyor. Benim amacım, başta da söylediğim gibi, sizi kendi realitenizi yaratmaya çağırmak. Bunun için yapmanız gerekenler yine kitapta: İstediğiniz şeyleri tespit edin, vibrasyonunuzu yükseltin (olumlu düşünceyle), izin verin, aksiyona geçin.
Kişisel Gelişim, Özel Ders İlanları , Özel Ders AlmaK, ve Gelişim Bilgi Teknolojileri, Yönetim Sistemleri,Ergenlik Dönemi Duygusal Gelişim ,Bilgi Bankası,bilişsel gelişim, çocuğun çevresindeki bilgileri ,Gelecek ve kişisel gelişim,Kisisel Gelisim Dunyasi,Kendini Gelistir|Bireysel ,Gelisim|kisisel,Kişisel Gelişim İmaj ve Kariyer , Kişisel Gelişim Dünyası ,Beyin Gücü,Kariyer Rehberi,Yabancı Dil Bilgisi,Ataleti Yenmek,Kişisel İmaj,Geliştirilen Kitaplar,Başarılı Öğrenci Güçlü Hafıza,Motive Olmak,İnsan İlişkileri,Özgüven Geliştirme,Motivasyon Mesajı,Kişisel Gelişim ingilizce öğrenen insanların yaşadığı en büyük sorunlardan birisi de hiç farkedilmese de Türkçe dilbilgisi eksikliğidir. Ana dilini iyi tanımayan, kelime, cümle yapılarını bilmeyen bir kişinin yabancı bir dili öğrenebilmesi kıyas yapamıyacağı için zordur. Sitemizde ders anlatımlarında nesne, fiil, eylem, zamir gibi dilbilgisine ait terimler geçeceği için bu bölümü hazırlamaya karar verdik. Lütfen Türkçe dilbilgisinin yapı taşları olan bu terimleri öğrenmeden yabancı dil öğrenmeye çalışmayın.Buna paralel her geçen gün yeni bir öğrenme sistemi de ortaya çıkıyor. Alışılagelmiş klasik sistemlerin yanı sıra, "Callan Method" veya "NLP ile İngilizce" gibi bilmediğimiz yöntemlerle karşılaşıyoruz. İngilizce eğitim konusunda ilk akla gelen yöntem, kuşkusuz klasik sistem. Bu sistemde İngilizce eğitimi başlangıç, temel, ön orta, orta, üst orta ve ileri olmak üzere altı kura bölünüyor ve okuma, yazma, dinleme ve gramer gibi başlıklar dili öğrenmek isteyenlere bir arada sunuluyor. İngilizce öğrenirken bazı temel dil becerilerinden söz edilmesi gerektiğini belirten Deulcom International Eğitim Müdürü Gülden Öklü, "Bir dili iyi bir şekilde öğretmek için okuma, yazma, dinleme, konuşma ve dilbilgisini bir arada vermek gerekiyor. Kişi bunlardan bir tanesini eksik alırsa dili öğrenmede güçlük çeker" diyor. Her kurun 120 saatten oluştuğu bu sistem, toplam 720 saatlik bir eğitimden oluşuyor.Konuşarak öğretiyor,Bir dili öğrenmek; dilin kelime dağarcığını, gramerini ve bu dilde iletişim kurmaya yarayan mesajları anlayabilmek için gerekli olan dilin ses yapısını öğrenmeyi de ifade eder,Bu düşünceyi biraz daha detaylandıralım. Diyelim ki Türkçe'yi ana dil olarak konuşuyorsunuz ve Çince öğrenmek istiyorsunuz. (Linguistler burada Türkçe'yi L1'iniz, Çince'yi de L2'niz olarak adlandıracaklardır) Eğer başlangıç seviyesindeyseniz Çince'ye ilişkin olarak size söylenen şeyleri, düşüncelerinizi Türkçe olarak yürütebilir ve size Türkçe söylenen şeyleri anlayabilirsiniz fakat, Çince olarak düşünemez veya size söylenenleri Çince olarak anlayamazsınız,Son günlerde herkes, bir, hatta birkaç dil öğrenme derdine düşmüşken sen öylece oturuyor musun,Eğer kendini geliştirmek ve iyi bir işi garantilemek istiyorsan işte sana dil öğrenmenin püf noktalar,Ayrıntıları kaçırma,Yabancı dili bir kursta ya da okulda öğreniyorsan, öncelikle dersleri kaçırmaman gerekir,Tekrar et,Her gün eve gittiğinde mutlaka o gün öğrendiklerini tekrar et. Böylece öğrendiklerini pekiştirebilir, anlamadığın noktaları not alabilir ve öğretmenine henüz bilgilerin tazeyken sorularını yöneltebilirsin,Dil Bilgisi,ders anlatımlarında nesne, fiil, eylem, zamir gibi dilbilgisine, ait terimler geçeceği ,için bu bölümü hazırlamaya karar verdik.Lütfen Türkçe dilbilgisinin yapı taşları olan, bu terimleri öğrenmeden ,Beyninizi Doğru Kullanın, Kişisel Gelişim, Yaratıcılık, Bilgi, Girişimcilik,İlköğretim, Okuma,Yazma, Türkçe Bilgisayar, Temel Bilgisayar Bilgisi, Kişisel Gelişim, Muhasebe Özel Eğitim, Uyum Güçlügü Olan Çocuklar