Kendi blogunu oluştur ;)

Kişisel gelişim , Bilgi ve Paylaşma Adına,Kişisel Gelişim,Bilgi ,Çocuklarda , Gelişim, Bilgi Bankası,

İşte Türkçe'ye giren yeni kelimeler.

Tür Dil Kurumu'nun onayından geçen yeni kelimeler sözlükte yerini aldı. TDK, bu amaçla da medya çalışanlarına yeni kelimeleri kullanmalarını öneriyor.

Kılavuzda, iletişim araçlarında ve günlük yaşamda sıkça kullanılan yüzlerce yabancı kelimenin Türkçe karşılığı yer alıyor.

Bu arada kılavuzda,
basketbola ''sepet topu'',
voleybola ''uçan top'',
avansa ''öndelik'',
banknota ''kağıt para'',
asparagasa ''uydurma'',
aspiratöre ''emmeç'',
fabrikaya ''üretimevi'',
zappinge ''geçgeç'',
etiğe ''töre bilimi'' denilmesi öngörülüyor.

Kılavuza göre, iletişim araçlarında sıkça kullanılan ve Türkçe karşılığı bulunan diğer yabancı sözcüklerden bazıları şöyle:

‘ASI’DAN, ‘TUTU’YA

Afiş ''ası'',
ajanda ''andaç'',
aktivite ''etkinlik'',
aktüel ''güncel'',
amblem ''belirtke'',
ambulans ''cankurtaran'',
amortisman ''yıpranma payı'',
anarşi ''kargaşa'',
arşiv ''belgelik'',
atölye ''işlik'',
türbülans ''burgaç'',
badminton ''tüytop'',
baypas ''köprüleme'',
otizm ''içeyöneliklik,
ipotek ''tutu'',
fuel oil ''yağ yakıt'',
garanti ''güvence'',
depozito ''güvence akçesi'',
fitness ''sağlıklı yaşam'',
finanse ''akçalanmış'',
first lady ''başbayan'',
CD ''yoğun disk'',
terörist ''yıldırıcı'',
idealist ''ülkücü''.

HATA YAPARKEN DOĞRULARI ÖĞRENMEK

HATA YAPARKEN DOĞRULARI ÖĞRENMEK:
 
 
Ben sizin tipik girişimcilerinizden değilim. Bir Fortune 50 şirketinden geliyorum. Düzenli olarak 100 milyon Dolar�lık harcamanın kaynağını tahsis ve takip ediyordum. 42 yaşımdayken şirketin bir iştirakini büyük başarıyla yönetiyordum. Kendime "Bu kadar büyük olduğunu düşünüyorsan, kendi başına yapıp yapamayacağına bakalım" dedim. Bir şirket satın almaya karar verdim.
Bir arkadaşım ve daha önce bizde çalışmış olan biri, Ioline�ın genel müdürüydü. Durup dururken bir gün beni aradı ve akşam yemeğine davet etti. Akşam yemeğinde, Ioline�ı satın almak ile ilgilenip ilgilenmeyeceğimi sordu. Kendisinin neden satın almadığını merak etti. Bana yaptığı yorum, bu maliyeti karşılayamayacak olduğuydu.
İlgilenmediğimi söyledim. Yine de anlaşmaya bir bakmam için beni ikna etti. Gözden geçirdikten sonra gerçekten ilgilenmiyordu. Neredeyse iflas etmişti. Bir önceki yıl şirket 800 bin Dolar kaybetmişti ve bir önceki yıl da 400 bin Dolar zararı vardı. Uzun bir ikna çabasının ardından nihayet personelle görüştüm, planları gözden geçirdim ve neredeyse iflas etmiş durumdayken şirketin bu pembe tabloyu nasıl yakalayacağını öğrenmek istedim. Hakkında hiçbir şey bilmediğim bir sektördü. Teklifi bir kez daha reddettim.
Sonunda onlara bir teklifte bulunmamı istediler. Yaptım ve kabul ettiler. Anlaşma 22 Mart 1992�de sonuçlandı. Birinci çeyreğin sonuna 10 gün kalmışken şirketi satın aldım. Şirket 188 bin Dolar zarar açıkladı. Bir sonraki ay şirket 148 bin Dolar daha zarar etti. Bunun hayatı m boyunca yaptığım en kötü yatırım olduğunu düşünmeye başlamıştım. Zarardan dönmeyi başaramayan bir şirketti ve söz konusu olan benim paramdı. Dışarıdan bazı yatırımcılar buldum çünkü varımı yoğumu tek bir şirkete yatırmak istemiyordum. Küçük bir grup sessiz ortak bana inandı.
Hayal ettiğimden bile daha kötüydü. Kalitemiz düşüktü. Sattığımız her bir ürün için iki adet satmamız gerekiyordu. Hiç girmemiş olmamız gereken pazarlarda rekabet ediyorduk. Gerilime kapılmamıştım. Gerginlik duygusuna odaklanmak yerine neyin yapılması gerektiğine yoğunlaştım. Bana göre oyunun adı, niş pazarlardı. Seni altlarına alabilecek gerçekten büyük şirketlerle rekabet etme. Kaliteli Ürünler imal et. Operasyonu kolaylaştır ve muhteşem hizmetleri sun.
Biz bunu yapmıyorduk. Bir tost makinesi kadar kolay kullanılan ürünler imal etmek istiyordum. Kabul salonuna bir tost makinesi yerleştirdim. Çalışanlar mesajı aldılar. Ama önce kanamayı durdurmam gerekiyordu. 1992�nin ortalarına geldiğimizde, kredi hattımızda boğulmuştuk iyi şirkete daha fazla nakit koymamız gerektiğine karar verdik. Ben bir çek yazdım. Yangına benzin döktük. O zamanlar kötü bir duruma kazanç getirecek para harcıyormuşuz gibi oldu.
Batık borç maliyetlerinden 545 bin Dolar sildim. Köşe ofisler gitti şirketler geldi. Tamamen yeni bir kadroyu çok seçici davrandım. İnsanlarla buraya çalışmaya gelme konusunda konuşmaya çalıştım. Buranın en fazla parayı kazanacakları yer olmadığını söyledim. Her şeyle ilgili olmak ve işinizin değerini görmek istiyorsanız, burası sizin için doğru şirket.
Ama eğer altınızda personel, sadece gururunuzu okşamak için yapılmış işler veya siyasi gündemler arıyorsanız, bunu burada bulamayacaksınız. Böylece Ioline�e çalışmaya gelenler, orada olmak isteyenlerdi. Şirket, ne başarmaya çalıştığımızı anlayan ve her doların değerini bilen muhteşem çalışanlara sahip oldu. Ayakta kalacaksak her kuruşun değerini bilmemiz gerektiğini daha başından herkesin anlamasını sağladım. Üretim alanını gezerek, bir torba dolusu cıvata somunu, cıvata ve kablo topladım. "Kim 20 Dolar ister?" diye sordum. Herkes ellerini kaldırdı. Onlara torbayı gösterdim. Mesajı aldılar. İmal ettiğimiz bütün ürünleri kapsamlı olarak inceledik. Bazılarının Üretimine son verdik. Diğer ürünleri yeniden tasarladık. Her bir kuruşu izledim. Bütün harcamaları ben imzalıyordum; 50 Dolar bile olsa. Diğer çalışanlarla birlikte duvarları boyadım. Kendi kendime "Bir Fortune 50 adamının duvarları boyadığını düşünsene!" diye düşündüm. Şirketi karlı hale getirmek için ne gerekiyorsa yaptık.
İlk yılın sonunda, başlangıçtaki zararları aşmayı ve küçük bir kar oluşturmayı başardık. 2. yılda çalışan sayısında yüzde 40 kesintiye alışanlardan gittik, parçaların yüzde 50�sini kullanmaya söz verecek şekilde çekirdek ürün hattını yeniden tasarladık, maliyeti düşürdü ve kaliteyi yükselttik. O ikinci yılda (1992) da hala zarardaydık. 3. yılda kullandığımız alanı yüzde 40 daralttık; 27 bin Dolar kazandık. 1994�te karlar 800 bin Dolar�ın üzerine çıktı ve 1995�e geldiğimizde 1.540.000 Dolar�a ulaştı. 1997�ye kadar şirketin Üretimini iki katına çıkardık.
Şirket, arka arkaya 53 aylık bir seriyi de kapsayacak biçimde, 13 yılın 12�sinde karlı olmuştu. Bunu temel iş uygulamalarımı kullanarak sağlamıştım. Herkese bak, öncelikleri belirle, planla, icra et, iyi çalışanlar al ve onları işi yapacak şekilde donat, iyi ürünler imal et ve ahlaklı ol. 1994�te kar payı ödedik ve 1 yıl dışında bunu ödemeyi sürdürdük. Başlangıçtaki 90 çalışanın sadece altı sı bugün benimle çalışıyor. İşi satın a1mamı isteyen genel müdür gitti. Ioline�ı ben çevirdim. Bugün bir Fortune 50 şirketine çalışmak üzere geri dönmem.
1996 yılında Yılın Girişimcisi olmaya aday gösterildim. Aradan geçen 13 yılda yatırımcılar yıllık bazda yüzde 33 yatırım dönüşü elde ettiler; bir ayağı çukurda olan bir şirket için fena değil. Başlangıçtaki korkuma karşın hayatta yaptığım en iyi yatırımlardan birine dönüştü. Ne öğrendim:
>>En kötüsünü bekleyin. Bana tahminleri sunduklarında, buna baktım, kapsamlı bir kesintiye gittim ve bunu bile gerçekleştiremedik.
>>Plana bağlı kalın ve yolunuzdan sapmayın. Temel kurallara bağlı kalın. Olabileceğini düşündüğümden daha kötüydü. Gerilmeyin. Sorunları ele alın. Durumun mantığına bakın ve gerekenin yapılmasını sağlayın.
>>Her zaman şirketi nasıl geliştirebileceğinizi, nasıl daha iyi bir hale getirebileceğinizi ve harcamaları nasıl düşürebileceğinizi düşünün.
>>İşler iyi giderken, işlerin iyi gittiğini düşünmemeye çalışın. Böyle düşünürseniz, pahalı gelişme harcamaları veya hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bir işi yapmaya çalışmak gibi aptalca şeyler yapmaya başlayabilirsiniz. Herkese karşı dosdoğru, iletişim içinde ve etik olun. İşleri ortalıkta dolaşarak yönetin.
>>Çalışanlardan, kendinizin yapmaya hazır olmadığı bir şeyi yapmasını istemeyin. Sektörü ve hizmet ettiğiniz müşteriyi anlama)�ı önemli bir nokta haline getirin.
Alınan Dersleri Kendi İşinize Uygulama
>>Doğru bir nakit pozisyonundaysanız, kapıdan içeri giren ve dışarı çıkarı her kuruşu izlemelisiniz. Her faturayı incelemek ve her çeki imzalamak sizin sorumluluğunuzdur.
>>Pazarda genelde rekabet edebileceğinizi keşfedin. Pazar lideri ile rekabete girişmek denenebilir. Ancak bu çok uzun zaman ve paraya mal olur. Pazar liderinin istemediği bir iliş bulmak ve bu l1işte lider olmak çok daha ucuzdur.
>>Çalışanlarınızla düzenli iletişim içinde olun. Onlar, işin iyi gittiği ya da gitmediği konusunda bir hissiyata sahiptir. Eğer onlara açık ve dürüst yaklaşırsanız, sıklıkla gelişmeye yol açacak fikirler verecek ve karşılaşacağınız sorunları aşmanıza yardımcı olacaklardır.

GÜZELLİK BAŞARI GETİRİR Mİ

GÜZELLİK BAŞARI GETİRİR Mİ:
 
 

Daha güzel ve çekici insanların kariyer yolları daha açıktır. Diğerlerinden daha fazla maaş alırlar. Daha kolay terfi ederler. Peki neden? Güzellik, kariyerde avantaj mıdır? Yani güzel/yakışıklı kişilerin, (ortalama görünüşe sahip kişilere oranla) daha avantajlı durumda oldukları söylenebilir mi? İşe alımlarda tercih edilen, daha kolay terfi eden, daha fazla maaş hak ettiği düşünülen kişiler onlar mı olur hep?
Peki durumun muhtemel dezavantajları neler olabilir? Fiziğiyle dikkat çekiyor olmanın, yanında getirdiği bedeller de var mıdır? Kadın ve erkekler açısından durum farklı mıdır?
Güzelliğin kariyer için bir avantaj olup olmadığı sorusundan başlayalım. Yanıtın olumluluk derecesini belirleyecek etkenlerin birincisi, işin niteliği. Yani fiziksel görünüşün bir numaralı yetkinlik olarak kabul edildiği meslekler için (modellik, oyunculuk gibi) yanıt "kesinlikle evet". Bu konuda kimse tartışmaya bile gerek duymuyor. Ancak soru iş dünyasının takım elbise giyenler tarafına yöneltildiğinde, tereddütler olabiliyor. "Diğer tüm özellikleri aynı iki adaydan, güzel olanı tercih etmek profesyonelce midir, yoksa ayrımcılığa mı girer" gibi sorular yüzünden. Üzerinde tartışılabilir bir konu ancak burada da tercih güzelden yana.


BELİRTİLER ANASINIFINDA OKURKEN BAŞLIYOR
Fiziksel olarak ortalamanın üzerinde olan kişiler, bu durumun nimetlerinden faydalanmaya hayata atıldıkları ilk yıllarda, daha anasınıfındayken başlıyor. Öğretmen içgüdüsel olarak sınıftaki güzel çocuklara daha fazla odaklanıyor. Güzelliği (şuuraltında) zeka ve iyilikle ilişkilendirdiği için onlara daha çok söz veriyor. Bu durum çocuğu ilerleyen yıllarda da etkilemeye devam ediyor. Fransa�daki Halde adlı Ayrımcılık Gözlem Evi�nin Direktörü Jean-Francois Amadieu�ya göre fiziksel çekicilik, bir öğrencinin akademik performansında yüzde 20 ile 40 arasında değişime neden oluyor. Amadieu, "Sözlü not, tahmin ettiğimizden çok daha yaygın ve etkili" diyor. ABD�de iyi görünmenin bir yıl ve yarım diplomaya eşit olduğunun tahmin edildiğini de belirtiyor.
Kişi yetişkin hale gelip iş pazarına atıldığında da güzelliğinin avantajlarını yaşamaya devam ediyor. Hatta iş görüşmesinin öncesinden başlayarak, yani CV�ye eklenen fotoğrafla. Bu etkiyi somutlaştıran araştırmalar dahi var. Harvardlı iki ekonomist, Markus Mobius ve Tanya Rosenblat, öğrencileri işverenler ve adaylar olmak üzere ikiye ayırdıkları bir deney yapmışlar. İş tanımı problemlere çözüm bulmak olarak tanımlayıp, başvuran adaylara CV doldurtup, onlara çözmeleri için birer problem vermişler. Bazı işverenlerin adayların sadece özgeçmişlerini, diğerlerin CV ve fotoğraflarını, başka bir grubun ise CV�lerini görüp telefon mülakatı yapmalarını sağlamışlar. Son grup ise hem CV�yi incelemiş, hem de telefonla ve yüz yüze görüşme yapmış. Sonuçta, güzel adayların problem çözmede diğerlerinden daha başarılı olmadıkları görülmüş. Ancak iş başvurularının kabul edilmesinde bu sonuç değil, fotoğrafları ve yüz yüze mülakatlar etkili olmuş. Güzel ve çekici olanlar daha yüksek maaşlarla işe girmeyi başarmışlar. Ve bu ayrımcılığı sadece erkek işverenler değil, kadınlar da yapmış. Argo söylemeye izin varsa "yavruları" işe alanların sadece erkekler olmadığı ortaya çıkmış.


MAAŞA YANSIMASI YÜZDE 25 İ BULUYOR
Bir de işin kazanç tarafı var. PricewaterhouseCoopers Kıdemli İK Müdürü Murat Demiroğlu araştırmaların, güzel insanların kazançlarının, aynı işi yapan denklerine göre yüzde 25�e kadar farklılaşabildiğini gösterdiğini söylüyor. Aslında bu konuda epey farklı rakamlar öne süren araştırmalar var. Örneğin Federal Reserve Bank of St. Louisin 2005 te yaptığı araştırmaya göre iyi görünümlü, zayıf, uzun boylu insanlar normal denklerine göre yaklaşık yüzde 5 daha fazla kazanıyor. Ortalamanın altında fiziksel özelliklere sahip kişiler ise diğerlerine göre saatte yüzde 9 daha az kazanıyor. Başka bir araştırmada, vücut kitle endeksine göre obez olan kadınların, normal ölçülere sahip kadınlara göre yüzde 17 daha az kazandıklarını bulunmuş. Diğer bir veri de erkeklerin boyuyla ilgili: Beyaz erkekler için, ulusal ortalamanın üstüne çıkan her inç (2,54 cm), yüzde 1.8 lik artış anlamına geliyor. Davranış Bilimleri Enstitüsünden Uzman Psikolog Eda Arduman, ABD de yenidoğan bebekler üzerinde yapılan bir araştırmanın, bebeklerin simetrik suratlara daha rahat odaklarını gösterdiğini söylüyor. "İnsan henüz sosyalleşme ve kültürel değerlerin oluşmadan güzelliğe yöneliyor. İşyerinde de görüntüleri memnun edici olan insanları tercih edebiliyorlar."
Oysa gerçekte fiziksel çekicilik zekayı, yönetim becerilerini ve akıl sağlığını olumlu etkilemiyor. Psikiyatr Prof. Dr. Bengi Semerci, "Bunların hepsi toplumsal atıflar" diyor: "Bu atıflar arasında doğru olan tek bir tane var, o da fiziksel çekiciliği olan insanların sosyal yeterliliklerinin daha fazla olduğu. Bu insanlar daha özgüvenli, daha sosyal olabiliyorlar. Bu da onlara özellikle satış pozisyonlarında şans kazandırıyor. Buna psikolojide "kendini gerçekleştirme kehaneti" deniliyor. Yani toplumun sağladığı kalıplar sosyal güveni artırıyor ve kişiye atfedilen özellik oluşuyor."


AYRIMCILIK MI YOKSA PROFESYONELCE Mİ
Konunun ayrımcılıkla ilgili kısmına yani "Diğer tüm özellikleri aynı iki adaydan, güzel olanı tercih etmek profesyonelce midir, yoksa ayrımcılığa mı girer" sorusuna dönersek. Texas Üniversitesinden Dr. Hamermesh, güzeli tercih etmenin tamamen meşru bir iş stratejisi olduğunu söylüyor. Bu savı destekleyen bir veriye de ulaşmış: Güzel işverenler, daha az güzel olanlara oranla çalışanlarına daha fazla gelir sağlıyor. Satış gibi, insanlarla iletişimin şart olduğu meslekler söz konusu olduğunda güzeli tercih etmek normal görülüyor. Fransa daki Halde adlı Ayrımcılık Gözlem Evi nin Direktörü Jean-Francois Amadieu, güzellik ayrımcılığının neden fazla gündeme gelmediğini şöyle açıklıyor: "Fiziksel görünüm, azınlıklar veya profesyonel yaşamda kadın-erkek eşitliğinden daha az politik bir konu. Hiçbir lobi bu konunun savunuculuğunu yapmıyor. Çirkin görünümlü insanların bir birliği yok. Fiziksel görünüme dayalı ayrımcılık objektif kriterlerle analiz edilemediği için, bu mücadele hukuka yansıyabilir görünmüyor. Ancak bu, bu tip ayrımcılıklara odaklanmamak için bir neden değil."
Prof. Dr. Bengi Semerci, "Fiziksel çekiciliğin ortalamanın altında olması kişiyi hırslandırır mı ya da güzel olan daha mı az çalışır?" sorusuna şu yanıtı veriyor: "Çocuğa küçüklüğünden beri fiziksel özellikleri nedeniyle kazanç sağlanır, fiziksel özellikleri ön plana çıkarılırsa kişi de ilgi çeken ve kazandıran özelliği ile daha çok uğraşır, yatırımını ona yapar. Böylece diğer özelliklerini ve yeteneklerini geliştirme şansını kaybeder. Fiziksel olarak iyi olsa bile buna vurgu yapılmaz, bu kazanç için yeterli bulunmazsa çocuk diğer özelliklerini de geliştirir. Fiziksel özelliği artı olarak kalır. Fiziksel görünüm avantajı olmayan çocuk ise sahip olduğu yetenekelerinin hepsini kullanmaya çalışacaktır. Ama benzer şekilde onunda herhangi bir özelliği öne çıkarılırsa ya da yetenekleri desteklemezse sonuç aynı olur. Yani bu durum direkt yetiştirme tarzı ve sosyal çevrenin tutumuna bağlıdır."


Güzel görünmek için bazı tavsiyeler
Catherine Kaputanın "U R A Brand, How Smart People Brand Themselves for Business Success" adlı, 2007 de Ben Franklin en iyi kariyer kitabı ödülünü alan kitabında, güzel görünmek için şu tavsiyelerde bulunuluyor:

Kendinizi paketleyin
Marka yöneticileri paketlemeye büyük önem veriyor. Görsel izlenimler güçlü olduğundan, sizin de önem vermeniz gerekir. Saniyeler içinde mimleniyoruz: İyi-kötü, işe al-alma, başarılı-başarısız. Her şey birkaç saniye içinde olup bitiyor ve bir anlık görsel izlenime dayanıyor: Nasıl göründüğünüz ve kıyafetlerinize. Tabii ki, kıyafetler işinizi daha iyi yapmanızı sağlamaz, ancak işe nasıl hakim olduğunuz konusunda izlenim verir. Kıyafetleri okumak kolaydır ve kim olduğunuz konusunda mesaj vermek için kullanabileceğiniz en önemli araçtır.
Sıradışı veya farklı bir özelliğinizi vurgulayın
Bugün, ilginç görünen insanlar çekiciler. Ayrıca, herkes gibi görünmek istemezsiniz. Siz orijinalsiniz ve kendinize özgü bir havanız olmasını istersiniz. Farklı görünmek, güçlü ve çekici bir imaj oluşturmada çok etkili olabilir. Barbra Streisand, Andy Warhol ve Arnold Schwarzeneggarin kendi görünüşleri, özellikleri veya şekillerini nasıl abarttıklarını düşünün.
Bir alameti farikanız olsun
Alameti farika gibi bir imza unsuru geliştirmek zekice kişisel markalaştırmadır ve sizi kalabalıktan ayırır. Bir ürünün üstündeki logo gibi, sizi tanımlayan markalı bir unsur yaratmış olursunuz. İyi seçilmiş bir imza unsuru, başkalarına marka mesajı vermenin yanı sıra, sizin kendinizi nasıl gördüğünüzü de anlatır. Larry Kingin askıları, Jackie Kennedyynin şapkaları ve büyük gözlüklerini düşünün. Steve Jobsun kot pantolonu, Bononun hafif renkli gözlüklerini de.
Saçınızı ihmal etmeyin
Saç, güçlü görsel kimlik yaratmada inanılmaz derecede önemli bir araçtır. Donald Trumpsın saçı onun görsel kimliğinde dev yatı ve güzel eşi kadar etkili bir alameti farika. Tamamen kazıtarak silüeti vurgularsanız, dökülmüş saçlar bile çekici görünebilir.

�Yumuşak güçne odaklanın
Üzerinde düşünülmesi gereken şeylerden biri de yönetim duruşu. Bir odaya nasıl girersiniz? Dik ve kendinden emin bir şekilde mi yürürsünüz? Ya da omuzlarınızı çökertir ve dikkati dağılmış mı görünürsünüz? Yönetim duruşunun diğer bir ögesi davranış tarzıdır, yani kendinize ve başkalarına nasıl davrandığınız. Davranış tarzı, üzerinizde kaç göz olduğuna bakmadan, beklenen ve beklenmedik durumlarda nasıl davranacağınızı bilmektir.

KENDİSİYLE SORUNU OLAN İLİŞKİSİNİ SUÇLAR

KENDİSİYLE SORUNU OLAN İLİŞKİSİNİ SUÇLAR:
 
 

Kendisiyle sorunu olan suçu ilişkisinde arar

her insanın özel ve tek olduğuna inanırım. Bununla beraber insanların kişisel özelliklerinin onların ilişkileri kurma ve sürdürme biçimlerinde bazı ortak noktalar oluşturduğunu gözlemliyorum
Bir insanın ruhundaki içsel çatışmaların neler olduğunu saptayarak, o kişinin muhtemelen ne tip ilişkiler içinde olabileceğini söylemenin pek de zor olmayacağını ifade edebilirim.
Deneyimlerim, bana insanların kendi iç çatışmalarını çözmek adına yaptıkları girişimler ve izledikleri yolların, ilişkilerinin biçimini de belirlediğini gösteriyor. İlişkilerimizi, başkalarını algılama şeklimize göre biçimlendiririz.
aşkalarını algılamamız ise iç çatışmalarımız tarafından belirlenir. Örneğin, kendi içinde sürekli haklı olma ihtiyacı taşıyan bir kimse, karşısındakileri hatalı ve her an yanılgıya düşecek insanlar olarak algılamaya başlayabilir. Benzer biçimde, kendi içinde sürekli bir zafer ihtiyacı ile yaşayan kişinin, çevresindekileri sürekli, yandaşları ve muhalifleri olarak keskin gruplara ayırarak algıladığına sıkça rastlarız.
Kendisiyle sorunu olan insan, aynı sorunu karşısındakinde görmeye eğilimlidir. Kendi içinde kendisini sevmeyen ve kendisine karşı kızgınlığı olan bir insanın, başkalarını suçlama eğilimi çok yüksektir. Kötüye giden bir şey olduğu an, kendilerini zaten sevmediklerinden, bu olumsuz gidişten o kadar rahatsız olurlar ki, tüm suçu diğerlerinin üzerine atarak kendilerini rahatlatmaya çalışırlar.
Aksi takdirde, yaşadıkları olumsuzluktaki kendi paylarını görmek demek, kendi içlerindeki problemle yüzleşmek anlamına gelir. Bunu hiç sevmezler. Diğerlerinden kusursuzluk beklerken, kendi kusurlarına bakmak hiç hoşlarına gitmez. Kendilerinin güvenme konusundaki eksiğini görmektense, başkalarını güvenilmez görmek daima onlara daha kolay gelir. İlişkisinde verdiği tepkilerde kendisini haklı görür.
Farkına varamadığı gerçek, aslında karşısındakinde olmayan ama onun dışsallaştırarak karşısındakine yansıttığı şeye tepki veriyor oluşudur. Kendiyle sorunu olan insanın, ilişkisinde karşısındakinden sürekli ve değişmez biçimde tek bir talebi vardır. Bu talep aklanma ihtiyacıdır.

Zaferlerin peşinde koşma dürtüsü
Kendi kendini sevmemesi ve bilinç dışı suçluluk duygularından dolayı, ilişki içinde aklanmaya ihtiyacı vardır. Bunun yöntemi de karşısındakinin kendisine, sürekli sevgi ve beğenisini şartsız ve dolaysız olarak vermesidir. Başkalarına ne kadar becerikli, zeki ve başarılı olduğunu kanıtlamaya çalışır. Başkalarından bunun onayını görmek ister.
Bu onayı alamadığı sürece, kendi içindeki kendisine yönelik sevgisizliği ve güvensizliği artacağı için ilişkide arıza çıkaracaktır. Kendine kendi kafasında biçtiği imajın, başkaları tarafından onaylanması, onu kendi öz nefretine karşı korur.
Kendisiyle sorunu olan insanlar için ilişkilerinin içindeki cinsellik de anlam değiştirmiştir. Kendi içlerindeki gerilimlerden kurtulma aracı olarak cinselliği kullanma eğilimleri vardır.
Kendilerine yönelik nefretlerini ve komplekslerini, cinsel aşağılama veya başkalarına acı çektirme yoluyla dışa vurabilecekleri gibi, tam tersine kendilerine ait öz aşağılama ve kendilerini sevmeme duygusunun boşalma aracı olarak kendilerine sert ve kötü davranılmasını seçiyor olabilirler.
Kendisiyle sorunu olan, kendisini sevmeyen insanlar; başkalarıyla yakınlık kurmanın yolu olarak sadece cinselliği ön plana çıkarırlar. Karşılarındaki ile ortak yönleri bulunup, bulunmadığı anlamaya çalışmak, tanımak, anlamak ve hoşlanmak gibi değerlerin yerini, cinsel zaferlerin peşinde koşma dürtüsü almıştır. Bir cinsel elde edişten diğerine koşulurken insan ilişkileri ile ilgili çok önemli bir açık ortaya çıkar. İki insanın birbirine fiziksel ve ruhsal olarak en yakın olması gereken noktada, kişi insan yakınlığının yerine cinselliği koymuş ve kendi yalnızlaşma sürecini başlatmıştır.
Yalnızlığını bastırmak ve hissetmemek adına, yeni cinsel zaferlerin ve ilişkilerin peşinde koşmak sadece içinde bulunduğu kısır döngüyü kuvvetlendirecektir. Hepinize, insan ilişkilerini yüzeyselleştirmeden paylaşabileceğiniz, niteliklerin niceliklere üstün geldiği mutlu bir hafta diliyorum.

KORKUDAN KAÇARKEN DÜŞÜLEN TUZAKLAR

KORKUDAN KAÇARKEN DÜŞÜLEN TUZAKLAR!
 
 
Kaygılardan kaçarken düşülen tuzak
İnsanların doğasından gelen temel içgüdüsel dürtüleri vardır. Bu dürtüleri hayata geçirdiğimizde haz aldığımızı görürüz
Haz duyduğumuz şeyleri tekrar yaşama eğilimimiz vardır. Böylece temel dürtülerimizi yaşamak ister ve yaşadıkça da aldığımız hazdan dolayı bunları tekrarlama eğilimini sürdürürüz.
İnsanlar toplumlar içinde yaşar. Toplumsal yaşam, kendi kuralları ve bireylerinden beklentilerini de beraberinde getirir. Gelenek ve görenekler, dini inançlar, kültürümüzün getirdiği kurallar, bireyin isteklerini sınırlar ve neleri yapmaması gerektiğini söyler.
İşte bu içgüdüsel dürtülerle, toplumsal yaşamın kuralları ve yasakları çatıştığı zaman insanlar kaygı yaşamaya başlar. İnsanlar kaygıyı sevmez. Güvende olmayı isterler. Kaygıdan kurtulmak isterler.
İlişkilerinde kaygı taşıyan bir insan, buna karşı çeşitli baş etme mekanizmaları geliştirmiştir. İlişkilerinde kaygıdan kurtulmak isteyenlerin izledikleri yolları dört ana grupta toplayabilirim:
Birinci grup, eğer sevilirse kaygılarından kurtulacağını düşünür. Onun için, incitilmemesinin yolu kendini sevdirebilmektir. Eğer sevilirse yaralanmayacağını düşünür.
İkinci grup, kaygıları kendinden uzakta tutmanın yolunu boyun eğmekte bulmuştur. Boyun eğdiği bazen bir inanç veya bir grup, bazen ise bir insandır. Eğer teslim olursa yaralanmayacağını düşünür.
Üçüncü grup, kaygılarından korunma yolunu, güç elde etmekte görür. Güç elde etmek demek, onun için başarıya, maddi zenginliğe, şöhret ve beğeniye ulaşmak demektir. Üstünlük kazandıkça güvende olduğunu düşünmeye başlar. Eğer güçlü olursa yaralanmayacağını düşünür.
Dördüncü grup, kaygılardan kaçmanın yolunu insanlardan ve ilişkilerden kaçmakta bulmuştur. Bağımsızlığının peşinde olduğunu söyler. Hayal kırıklığı yaşamaktan çok korkar. Hayal kırıklığı yaşamamak adına, duygusal yatırımlardan uzak durmaya, kendini sınırlandırmaya başlamıştır. Eğer uzak durursa yaralanmayacağını düşünür.

Çözümünü içinizde arayın
Yukarıda grupladığım yolların herhangi birisine giren ve o yolda ilerleyerek kendini kaygılarından koruyacağını düşünen insanın, bir noktaya kadar bunda başarılı olabileceğini kabul ediyorum. Buradaki başarıdan kastım, yaralanmamayı becermektir.
Kaygılarınıza karşı oluşturduğunuz bu savunmalar bir tek noktada çöker ve sizin kaygılarınızın daha da büyümesine sebep olur. O nokta, bu dört yoldan birkaçını hatta bazen tümünü aynı anda uygulamaya koymaktır. Doğası gereği birbirine ters olan bu savunma sistemleri kendi aralarında çelişirler ve bizi anlayamadığımız çözümsüzlüklere bırakırlar.
Kaygılarınızdan kurtulmak adına, içinizde çarpışan bu dört temel dinamiğin arasında kaybolmamalısınız. Benim için sağlıklı insan, karşılaştığı kaygı durumları karşısında kendisini çaresiz görmeyen, kaygısının çözümünü başka insanlarda veya inanışlarda değil, kendi içinde arayan kişidir.
Benim için kaygılı insan, yaşamı boyunca güven sağlamaya çalışan ve yaşam enerjisinin büyük bölümünü farkına varmadan bu alanda harcayan kişidir.

İŞTE KALP DOSTU YİYECEKLER

İŞTE KALP DOSTU YİYECEKLER:
 
 
Kalp sağlığı için portakal ve ceviz yiyin
Çikolata ve yeşil çay gibi bilinen gıdaların yanı sıra portakal ve cevizin de çok faydalı olduğu ortaya çıktı. İşte kalp dostu 10 yiyecek
AMERİKAN Natural Health dergisi, farklı üniversitelerin araştırmalarını derleyerek kalp sağlığını korumaya yardımcı olan gıdaların bir listesini yayınladı. Çikolata ve yeşil çay gibi bilinen gıdaların yanı sıra portakal ve cevizin de çok faydalı olduğu ortaya çıktı. İşte derginin tavsiye ettiği yiyecekler:

1. ÇİKOLATA: Günde 3 parça bitter çikolata yemek, kolesterolü yüzde 36, kalp krizi riskini ise yüzde 50 düşürüyor.
2. YEŞİL ÇAY: Yüksek oranda antioksidan, A, C ve E vitaminleri içeriyor.
3. SOMON: Kalp sağlığı için gerekli olan Omega 3 asidi, somon balığında yüksek oranda bulunuyor. Doktorlar herkese haftada bir kez, bir avuç büyüklüğünde somon balığı yenmesini tavsiye ediyor.
4. CEVİZ: Günde birkaç avuç ceviz yemek kalbe giden kan dolaşmını düzenliyor, damar sertleşmesini önlüyor ve kalp hastalığı riskini yüzde 30 azaltıyor.
5. YULAF EZMESİ: İçerdiği lifler sayesinde kalp sağlığını koruyor. Ayrıca protein, kalsiyum, demir, çinko, bakır, magnezyum ve E vitamini içeriyor.
6.KUŞKONMAZ: Vücuttaki zararlı yağ hücrelerinin atılmasına ve kolesterolun düşmesine yardımcı olarak kalbe iyi geliyor.
7. PORTAKAL: Portakal, greyfurt ve limon gibi turunçgiller kötü kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı oluyor.
8. KURU ERİK: Antioksidan oranı en yüksek besinlerden biri... Lif içeriği sayesinde kalp hastalıkları riskini azaltıyor. 16 adet kuru erik günlük lif ihtiyacının yüzde 25�ini karşılıyor.
9. YER ELMASI: Birçok antioksidan içeren yer elması, serbest radikalleri vücuttan atarak kalp sağlığını koruyor.
10. PAPAYA: Egzotik bir meyve olan papayanın içindeki sindirim sistemini düzene sokan enzimler kalp kaslarını koruyor, potasyum ise kalbi besliyor.

60 SANİYEDE MORAL DEPOLAMA METODU

 
 
 
Sabahları paldır küldür yataktan fırlayıp kendimize bir merhaba bile demeden strese günaydın dememiz hiç kimsenin suçu değil. Yazar ve kişisel gelişim uzmanı Patricia Muradi "Ne kadar güçlü, kendimizden emin olursak olalım nihayetinde insanız!" diyor ve soruyor "Kendinizi motive etmek için 60 saniyeniz de mi yok?.
"Doğamız gereği de kabul görmeye, beğenilmeye, motive edilmeye ihtiyaç duyarız diyen Patricia Muradi "Büyük ya da küçük, kadın veya erkek hepimiz takdir görmek için yaşar, hatta bunun biz dünyayı terk ettikten sonra da devam etmesi için elimizden geleni yaparız. Bunun da ayıp bir yanı yok" görüşünde. Hayat koşulları çoğumuza ortak problemleri getiriyor.

PANİKTEN UZAK DURUN
Sabahları paldır küldür kendimizi yataktan dışarı zor atıp, öz bakımımızı yapıp sürüne sürüne giyindikten sonra bir acele işimize veya günlük koşuşturmalarımıza yetişmeye çalışırız. Hele büyük bir şehirde yaşıyorsak, zamanımızın önemli bir bölümünün yolda geçmesi riski olduğundan kimi zaman panik halde günü yakalamaya çalışıyoruz. Bu arada kendimizi unutuyor, makyaj yapmak ya da tıraş olmak gerekmiyorsa aynaya bile bakmaya gerek görmeyebiliyoruz.

BEYAZ ATLI TAKDİR PRENSİ
"Aceleniz var, kabul ediyorum zamanınız kısıtlı nihayetinde Mars''''ta ikamet etmediğimizden hemen hepimiz zaman ile yarışmanın ne kadar güç, aynı zamanda ne denli yorucu ve yıpratıcı olduğunun bilincindeyiz. Ama kendinizi motive etmek adına harcayacak 60 saniyeniz de mi yok?" diye soruyor Yazar Muradi ve ekliyor "İnsanız ve takdir edilmek isteriz.
Pekala, o gün etrafımızdaki herkes kendi işleriyle meşgulse ve bizi onaylayacak tek bir cümle duymak şansımız yoksa ne olacak? Gün boyunca ''''Beyaz atlı takdir prensi''''nin bir şekilde bize ulaşıp takdir etmesini mi bekleyeceğiz? Elbette bizim dışımızda kalan insanlardan takdir görmek muhteşem bir motivasyon kaynağıdır. Ancak dilerseniz gelin özellikle sabahları bu işi hiç kimselere bırakmadan kendimiz yaparak, güne güzel bir başlangıçla ''''Merhaba'''' diyelim"

KENDİNİZE GÜNAYDIN DEYİN
Patricia Muradi, her sabah gözümüzü açtığımızda kendimize günaydın dememizin önemine değiniyor ve "Kendimize ismimizle hitap ederek, örneğin, ''''Sevgili Ayşe, günaydın, bugün bol ışıklı ve güzel bir gün olsun senin için'''' dediğimizde zannederim buna kimsenin bir itirazı olmaz ve pek fazla da zamanımızı almaz. İnsanın kendi kendisine ismi ile seslenmesi başlarda belki biraz komik gelebilir ancak denendiğinde kendimizle iletişime geçtiğimiz ve kendimizi kabul ettiğimiz için mutlak bir fayda sağlayacaktır. Öte yandan kendimize değer verdiğimizde başkalarının ne kadar değerli olduğunu anlamamız daha kolay olacaktır" uyarısını yapıyor.

ŞIMARMAK HAKKINIZ
Merhaba faslından sonra yine kendimiz için önemli bir konu daha var sırada, kendimizi şımartmak. Acaba bugün canımız güne kahve ile mi başlamak ister, bir bardak bitki çayıyla mı, yoksa şöyle bir koca bardak süt veya çikolata mı? Genellikle süt veya bitki çayları daha sağlıklıdır, bu kesin; ancak karar size ait, konu da kendinizi şımartmak olduğundan tercihinizi siz yapacaksınız. İçeceğimizi de seçtikten sonra bu aşama da bitti. Söz yine Muradi''''nin "Satırları okuyan bazı arkadaşların şöyle dediğini duyar gibi oluyorum:
"Ne kahvesi ne sütü, ben dişlerimi fırçalayıp kendimi evden dışarı zor atıyorum!" Vakti kısıtlı olanlara önerim, evlerinde kağıt bardak bulundurmaları. Evden çıkarken yanınıza yarım bardak kahve alıp hem yürüyüp hem de yudumlayalım.�

KENDİNİZİ BEĞENİN
Muradi''''ye kulak verelim yine "Kendinizi bu ufak başarı ile güzel ve değerli bulduğunuzu sesli olarak ifade edin. Hoşunuza giden fiziki özelliğinizi seçerek kendinize bu konuyu vurgulayın. ''''Saçların çok parlak'''' veya ''''Bu yeni diş macunu dişlerini daha çok beyazlattı'''' gibi. Hiçbirimiz dünya güzeli veya kusursuz yakışıklı değiliz. Yola çıktığınızda, ağaçlara, çiçeklere bakmayı da ihmal etmeyin. Kendimize günaydın dememiz, bir içecek ikram edip tercih hakkı tanımamız veya ufak birkaç iltifat sözü söylememiz acaba 60 saniyeden fazla zamanımızı almış mıdır? Almamıştır diye düşünüyorum.�

AYNAYA BAKMA ZAMANI
Pamuk Prenses''''in üvey annesi kötü ruhlu cadı bile aynaya bakıp kendisine iltifatlar yağdırarak kendisini motive ediyordu unutmayın! Sadece kendinize bakın. Kendinize iyi olan ve beğendiğiniz bir yönünüz için iltifat edin. Bugünkü iltifat sebebiniz, çocuklarla iyi iletişim kurmanız veya bir önceki gün başardığınıza inandığınız güzel bir iş olabilir.

MUTLULUĞUN 5 SIRRI

 
 
 
Sizi gerçekten mutlu eden nedir? Her yıl üzerine eklenen yeni sorumluluklarınız ve mutlaka yapılması gereken işleriniz arttıkça bu soruyu düşünmeye bile fırsat bulamıyor olabilirsiniz. Unutmamanız gereken, küçük şeylerle mutlu olmak sadece ruh sağlığınızı değil, fiziksel sağlığınızı da etkiler. Mutlu olmaya özen gösterirseniz, onu daha kolay elde edersiniz. RealAge doktorlarına kulak verelim.Basit adımları takip ederek, hayatınızdaki coşku ve mutluluğu tekrar kazanabilir, böylelikle fiziksel sağlığınızı da korumuş olabilirsiniz.
Günlük Eğlencelerinizin Kıymetini Bilin: Eğer gün içerisinde yapılacakların bir listesini çıkarıyorsanız, sizi en çok eğlendirenleri de koymayı ihmal etmeyin. Yatağa uzanıp kitap okumayı, açık havada kahvaltı etmeyi, uzun bir yürüyüşe çıkmayı, oyun oynamayı, fotoğraf çekmeyi veya hiçbir şey yapmadan oturmayı seviyor musunuz? Aslında gün içerisinde bunlardan en az bir veya birkaçına ayırmak için vaktiniz var. Listenizi gözden geçirin, yapılması gerektiğini düşündüğünüz aslında kaç işi gerçekten yapmanız gerekiyor? Günlük aktivitelerinizi tekrar tartmalısınız. Belki aylardır yaptığınız bir şeyi artık yapmaya gerek yok, ancak alışkanlık yüzünden devam ediyor olabilirsiniz. Gereksiz aktiviteler çıkınca eminiz listeniz sizi daha mutlu edecektir.
Güçlü ve Bağımsız Olun: Hepimizin kötü günleri olur. Bitkin hissettiğimiz ve canımızın hiçbir şey yapmak istemediği günler�Ancak öyle günlerde, sorunun tam üzerine gitmek inanın çok faydalı olacaktır. 10 dakika boyunca egzersiz yapın. Bir kere hareket etmeye başlayınca kolay kolay bırakmak istemeyeceksiniz. Bir egzersiz planı yapın ve ona sadık olun. En neşeli günde de, en kötü hissettiğiniz günde de 10 dakikalık bir egzersizi es geçmeyin. Bağışıklık sisteminiz, egzersiz planınızın düzenine göre gelişecek, ve bu sizin ruh halinizi olumlu yapacaktır. Egzersiz yapmak, sizi mutlu eder.Egzersiz sonrası bir kağıda neler hissettiğinizi yazın. Egzersiz planınıza göre ilerleyen günlerde, egzersiz biter bitmez neler hissettiğinizi kısa cümlerle not almaya devam edin.
Stres Konusu: Hiçbir şeyin neşenizi almasını istemezsiniz. Fakat gün içerisinde bunu başarmak size ilk anda kolay gelmeyebilir. Gün içerisinde kısa nefes molaları verin. Evet çok basit; derin nefes alın! 3-4 tekrardan sonra kan akışınızına oksijen katmış olacak, daha sakin ve huzurlu hissedeceksiniz.Ek olarak eğer ki vakit bulabilirseniz, yoga veya masaj deneyin. Yapılan sayısız araştırma sonucunda görülüyor ki, sinirinizi hafifletir, stresi yok eder depresyon ve anksiyete duygularınızı minimuma indirir. 10 dakikalık bir yürüyüş ile, çok şekerli veya tuzlu bir atıştırmanın sizde yaratacağı rahatlama ve mutluluk hissi aynı olacaktır. Sizce hangisi daha sağlıklı?
Elinizdekileri Kullanın: Hepimizin kendimize göre çeşitli becerileri ve ilgi alanları vardır. Gönüllü olarak yapabileceğiniz bir şeyler bulmak için, yakınlardaki okul, klup veya organizasyonları araştırın. Yeteneklerinizi başkalarının iyiliği için kullanmak, mutluluğu iki taraflı getirecektir. Yapabileceklerinizi gözden geçirin, sizin belki de umursamadığınız becerileriniz başkalarının mumla aradıkları olabilir. İnanın sizdeki yetenekleri arayan birçok kişi var. Herkesin yardıma ihtiyacı vardır, neden yardım eden siz olmayasınız?
Etrafınızdakilere Saygı Duyun: Ailenizden veya arkadaşlarınızdan birkaçı ile sohbet etmek gerçekten kolay bulabileceğiniz bir aktivite olabilir. Sizi anlayan insanlarla konuşmak kolaydır. Bu kişi sevgiliniz de olabilir. Kendinizi açmanız ve vereceğiniz güven, günlük sıkıntılarınız ve endişelerinize yeni bir bakış açısıyla bakmanızı sağlayabilecek yorumlar getirebilir. Gülmek ve mutluluk arasındaki ilişki bilimseldir. Güldüğünüz zaman, kan basıncınız düşer ve mutluluk hormonu adı verilen endorfin hormonu artar. Son olarak, işyerinizdeki ilişkileri es geçmeyin. İş arkadaşlarınız sizi yakından tanıyor olabilirler. Birbirinize vereceğiniz destek, stresli zamanlarınız için çok değerli olabilir. Siz onları dinleyin, onlar da sizi dinlesin. İş arkadaşlarınızın sizin hakkında bildiklerini yadsımayın, sahi onları her gün görüyorsunuz öyle değil mi?
Mutlu hissetmek, duygusal hayatın olduğu kadar fiziksel hayatınızın da çok önemli bir parçasıdır. Zamanınıza ve bağımsızlığınıza değer verin, kendi gücünüz ve yeteneklerinizi kullanabileceğiniz alanları seçerseniz, bu sizin hem ruhunuzu hem de vücudunuzu kendine getirecektir.

KENDİNİZİ TEST EDİN

 
 
 
1.Enerji dolu olmak
Bazı insanlar diğerlerine oranla daha enerjiktirler. Bu kişiler iş görüşmesinde ya da neredeyse her yerde etraflarına yaşama sevinci, coşku ve enerji yayarlar. Sürekli olarak aktif olmak isterler. Böyle bir özelliğe sahipseniz odaya girdiğiniz anda fark edilirsiniz, yürüyüşünüz ve gözlerinizdeki parlaklık hemen dikkat çeker.
2.Enerjinizi işe vermek
Ne kadar çalışkan ya da ne kadar zor işler yapmış olduğunuzu anlatmakla işe alım uzmanları ikna olmazlar. Tembel bir insana göre her iş zordur ve zamanının çoğunu bu konuda şikayet etmekle harcar. Eğer boş zamanlarınızda işe yönelik ilgileriniz varsa, yüksek motivasyonla çalışabilecekseniz bunları anlatmanız daha yararlı olur. Çalışma prensiplerinizden bahsedin.
3. Rolünüzün farkında olmak
İlk izlenim çok önemlidir. Görüşmeye giderken görünüşünüze özen göstermelisiniz. Görüşmeciye vereceğiniz mesajın etkililiği, üstlendiğiniz rolün ne kadar farkında olduğunuzla orantılıdır.
4. Manevi motivasyon
Neye sahip olduğunuz, nerede yaşadığınız o kadar da önemli değildir, önemli olan elinizde olanla ne yaptığınızdır. Bunu öğrenebilmek için genelde size geçmişte neye sahip olduğunuz, şu an elinizde olanlar ve aradaki fark sorulur.
5. Duygusal olgunluk
İnsanlar üç yönden büyür: fiziksel olarak, akli olarak ve duygusal olarak. Çoğu yönetici fiziksel ve akli yönden olgunlaşırken duygusal yönden olgunlaşma garanti edilemez. Bir kişinin fiziksel büyümesini tamamlamış olduğunu görebilirsiniz. O kişinin eğitim durumuna, derecelerine, sertifikalarına bakarak akli yeteneğini de görebilirsiniz. Fakat duygusal olgunluğu gösterecek bir işaret yoktur. Duygusal olgunluğa eriştiyseniz kendinize güvenerek size verilen işin üstesinden gelemeye çalışırsınız. Sizden beklenen de budur.
6. Kötü durumları kazançlı bir şekilde yönetebilmek
İşe alım uzmanları için en iyi aday, sıkıntılı ve kötü durumları yönetebilme becerisine sahip olandır.
7.Verilen işi bitirmek
Geçmişte başarıyla bitirdiğiniz işleriniz olmalı ve sonuç odaklı olmalısınız. Görüşme sırasında tamamladığınız işlerden, sonuçlarının ne olduğundan örnekler vererek bahsedebilirsiniz.
8.Sadece para kazanmayı istemek değil, işini iyi yapmak
Para önemli bir motivasyon aracı olsa da yaptığınız işi sevmek çok daha önemli. İşini seven kişi işini en iyi şekilde yapmaya çalışır ve takdir toplayarak, ödüllendirilerek yaptığı işin karşılığını alır. İstemeden yapılan işin ne size ne de şirkete hiçbir katkısı olmaz.
9. Amacınıza sadık kalın
Görüşmede amacınızı açıkça belirtin ve bu amaçta ne kadar kararlı olduğunuzu anlatın.
10. Güler yüzlü olmak
İş görüşmesi yapan kişilerin baktığı ilk özelliklerden belki en önemlisi güler yüzlü olmaktır. Güler yüzlü ve kendinden emin görünerek birçok adayı geride bırakabilirsiniz.

AKLINIZI GELİŞTİRMEK İÇİN 11 ÖNERİ

 
 
 
Aklınızı güçlendirmek için 11 öneri
Unutkanlık herkesin en büyük düşmanlarından biri. Aklımızı daha iyi kullanmak ve unutkanlığı azaltmak elimizde. Nasıl mı?
Unutkanlık sorunu, yaşlanan insanın en önemli korkularındandır. Özellikle 50’li yaşlar sonrasında ufak tefek unutkanlıklar ile ciddi bellek sorunları birbirine karıştırılır.
Orta yaşlıların nerdeyse yarısı kendilerinde bir bellek kaybı sorununun başladığını zanneder. Hemen belirtelim! Bunların çoğu küçük ve hoş unutkanlıklardır. Hayatı tatlandıran ve keyif katanlar biraz da bu nükteli olaylardır!
Belleği güçlü tutmanın pek çok püf noktası, uyulması gereken çok sayıda kuralı var. Harvard Tıp Okulu öğretim üyesi Dr. Aoron P. Nelson zinde bir beyne sahip olmanın temel kurallarını şöyle sıralıyor:
- Hipertansiyonu ve kolesterol yüksekliği sorununu önleyin ya da kontrol altına alın. Kalbiniz için kötü olanın beyniniz için de kötü olduğunu unutmayın.
- Alkolü azaltın. Erkeklerin iki, kadınların bir ölçüden (bir ölçü içkiyi �bir bardak şarap’ olarak kabul edebilirsiniz) daha fazla alkol kullanması beyin hücrelerini tahrip etmektedir.
- İyi ve kaliteli uyku uyuyun. İyi bir uyku için ortalama 8 saat gerekir. Kaliteli uyku beynin yeni öğrenilenleri pekiştirmesini sağlar. Öğrenilmiş bilgilerin pekiştirilmesinin uzun süreli belleğin en önemli desteği olduğu biliniyor.
- Stresinizi iyi yönetin. Ölçülü ve kontrollü stres dikkati yoğunlaştırmakta, odaklanmayı arttırmaktadır. Kontrolsüz, uzun süreli ve aşırı stres ise dikkati sürdürme kapasitesini yok etmekte, unutkanlığı tetiklemekte, kortizol hormonunu yükselterek beynin bellek için önemli bölümlerinde hasar geliştirmektedir.
- Yeni şeyler öğrenmeye devam edin. Her yeni bilgi ve beceri birer bellek egzersizidir. Yeni sporlar, hobiler, araştırma alanları, heyecanlı ve zevkli problemler, ezberlenen yeni şiirler ve yeni diller beyniniz için en güçlü vitaminlerdir.
- Tembelliği bırakın. Zihinsel faaliyetlerinizi sınırlamayın. Özellikle televizyon seyretmek gibi pasif faaliyetleri azaltın. Televizyon karşısında geçirdiğiniz saatler sadece bedensel değil, ruhsal sağlığınızı da kötü yönde etkiler.
- Her gün egzersiz yapın. Günde 30-45 dakika, haftada en az 4 gün yürümeye, iş saatlerinde daha çok aktif olmaya, kısa mesafelerde taşıt kullanmamaya çalışın. Özellikle yürümenin beyin sağlığı ve yeniden yapılanma sürecini olumlu yönde etkilediğini gösteren çok sayıda kanıt var. Beynin yeni yetenekler kazanabilmesi beyin hücreleri arasında güçlü ve yoğun yeni bağlantılar oluşturabilmesinin başlıca desteklerinden biri de düzenli ve ılımlı egzersizlerdir. Bizim önerimiz fırsat buldukça yürümenizdir.
- Kullandığınız ilaçları yeniden gözden geçirin. Özellikle beyni etkileyen ilaçları doktor önerisi olmadan kullanmayın. Depresyon giderici, uyku verici, ruhsal gevşetici ilaçlara komşu, eş dost tavsiyeleri ile başlamayın.
- Reçetesiz satılan ilaçları rastgele yutmayın. Doğal ya da zararsız diye kullanabileceğiniz bitkisel ürünlerin (valerianlar), besin desteklerinin (melatonin) ve diğerlerinin (hüperzin, Sam’e) beyin hücrelerinizi üzebileceğini, zihinsel fonksiyonları bozabileceğini unutmayın. Antihistamik- antialerjik ilaçları özellikle alüminyum içeren antiasitleri ve uyku kolaylaştırıcıları doktorunuzla konuşmadan uzun süre kullanmayın.
- Vitaminlerden yararlanın. E ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerin, selenyum gibi serbest radikal avcısı minerallerin hücreleri oksitlenmekten koruyan güçlerinden faydalanabilirsiniz. Yeteri kadar B vitamini, özellikle B12 vitamini aldığınızdan emin olun. Dengeli bir beslenmenin de yaşlılıkta vitamin eksikliğine yol açabileceğini hatırlayın.
- Hayata bağlı kalın. Hayatınıza önem katan bağları iyice sıkılaştırın. Huzurunuzu koruma ve güçlendirmeye bakın. Aileniz, dostlarınız, işiniz, hemşerilik ve vatandaşlık bağlarınıza, inançlarınıza daha sıkı sarılın. İnsanlarla daha sık birlikte olmaya, aileniz ve arkadaşlarınızla olumlu ilişkiler kurmaya ve sosyal aktivitenizi çoğaltmaya çalışın. İyi sosyal ilişkileri olan yaşlılarda bellek fonksiyonları bozulmuyor. Sosyal ilişkiler bir taraftan zihinsel egzersizleri yoğunlaştırıyor, diğer taraftan çeşitli olayların ruhsal travmalarını hafifletmeye yardımcı oluyor.
Kişisel Gelişim, Özel Ders İlanları , Özel Ders AlmaK, ve Gelişim Bilgi Teknolojileri, Yönetim Sistemleri,Ergenlik Dönemi Duygusal Gelişim ,Bilgi Bankası,bilişsel gelişim, çocuğun çevresindeki bilgileri ,Gelecek ve kişisel gelişim,Kisisel Gelisim Dunyasi,Kendini Gelistir|Bireysel ,Gelisim|kisisel,Kişisel Gelişim İmaj ve Kariyer , Kişisel Gelişim Dünyası ,Beyin Gücü,Kariyer Rehberi,Yabancı Dil Bilgisi,Ataleti Yenmek,Kişisel İmaj,Geliştirilen Kitaplar,Başarılı Öğrenci Güçlü Hafıza,Motive Olmak,İnsan İlişkileri,Özgüven Geliştirme,Motivasyon Mesajı,Kişisel Gelişim ingilizce öğrenen insanların yaşadığı en büyük sorunlardan birisi de hiç farkedilmese de Türkçe dilbilgisi eksikliğidir. Ana dilini iyi tanımayan, kelime, cümle yapılarını bilmeyen bir kişinin yabancı bir dili öğrenebilmesi kıyas yapamıyacağı için zordur. Sitemizde ders anlatımlarında nesne, fiil, eylem, zamir gibi dilbilgisine ait terimler geçeceği için bu bölümü hazırlamaya karar verdik. Lütfen Türkçe dilbilgisinin yapı taşları olan bu terimleri öğrenmeden yabancı dil öğrenmeye çalışmayın.Buna paralel her geçen gün yeni bir öğrenme sistemi de ortaya çıkıyor. Alışılagelmiş klasik sistemlerin yanı sıra, "Callan Method" veya "NLP ile İngilizce" gibi bilmediğimiz yöntemlerle karşılaşıyoruz. İngilizce eğitim konusunda ilk akla gelen yöntem, kuşkusuz klasik sistem. Bu sistemde İngilizce eğitimi başlangıç, temel, ön orta, orta, üst orta ve ileri olmak üzere altı kura bölünüyor ve okuma, yazma, dinleme ve gramer gibi başlıklar dili öğrenmek isteyenlere bir arada sunuluyor. İngilizce öğrenirken bazı temel dil becerilerinden söz edilmesi gerektiğini belirten Deulcom International Eğitim Müdürü Gülden Öklü, "Bir dili iyi bir şekilde öğretmek için okuma, yazma, dinleme, konuşma ve dilbilgisini bir arada vermek gerekiyor. Kişi bunlardan bir tanesini eksik alırsa dili öğrenmede güçlük çeker" diyor. Her kurun 120 saatten oluştuğu bu sistem, toplam 720 saatlik bir eğitimden oluşuyor.Konuşarak öğretiyor,Bir dili öğrenmek; dilin kelime dağarcığını, gramerini ve bu dilde iletişim kurmaya yarayan mesajları anlayabilmek için gerekli olan dilin ses yapısını öğrenmeyi de ifade eder,Bu düşünceyi biraz daha detaylandıralım. Diyelim ki Türkçe'yi ana dil olarak konuşuyorsunuz ve Çince öğrenmek istiyorsunuz. (Linguistler burada Türkçe'yi L1'iniz, Çince'yi de L2'niz olarak adlandıracaklardır) Eğer başlangıç seviyesindeyseniz Çince'ye ilişkin olarak size söylenen şeyleri, düşüncelerinizi Türkçe olarak yürütebilir ve size Türkçe söylenen şeyleri anlayabilirsiniz fakat, Çince olarak düşünemez veya size söylenenleri Çince olarak anlayamazsınız,Son günlerde herkes, bir, hatta birkaç dil öğrenme derdine düşmüşken sen öylece oturuyor musun,Eğer kendini geliştirmek ve iyi bir işi garantilemek istiyorsan işte sana dil öğrenmenin püf noktalar,Ayrıntıları kaçırma,Yabancı dili bir kursta ya da okulda öğreniyorsan, öncelikle dersleri kaçırmaman gerekir,Tekrar et,Her gün eve gittiğinde mutlaka o gün öğrendiklerini tekrar et. Böylece öğrendiklerini pekiştirebilir, anlamadığın noktaları not alabilir ve öğretmenine henüz bilgilerin tazeyken sorularını yöneltebilirsin,Dil Bilgisi,ders anlatımlarında nesne, fiil, eylem, zamir gibi dilbilgisine, ait terimler geçeceği ,için bu bölümü hazırlamaya karar verdik.Lütfen Türkçe dilbilgisinin yapı taşları olan, bu terimleri öğrenmeden ,Beyninizi Doğru Kullanın, Kişisel Gelişim, Yaratıcılık, Bilgi, Girişimcilik,İlköğretim, Okuma,Yazma, Türkçe Bilgisayar, Temel Bilgisayar Bilgisi, Kişisel Gelişim, Muhasebe Özel Eğitim, Uyum Güçlügü Olan Çocuklar